SON DAKİKA

Pazaryeri taşınıyor mu?          Karasu Ortaokulu 56 Mezunları iftarda buluştu          Karasu TEOG'da il ikincisi oldu          CHP'nin iptal başvurusu reddedildi          İzinsiz kazıya suçüstü          Eyüp Bey Karasu'yu çok sevdi!          Selçuk Kadı anıldı          Selçuk Kadı'yı anıyoruz          Anket         


Bugün: 16.10.2018

KOM NE İŞ YAPAR?


                   

  Uzun adı Kaçakçılık ve Organize İşler Müdürlüğü olan polis kuruluşu, Siz ne iş yaparsınız?

  Şunun için söylüyorum, Karasu, uyuşturucu ve fuhuş yuvası haline geldi. Haydi, fuhuş ile uzun zamandır mücadele ediliyor, nispeten yavaşlatıldı. Peki, uyuşturucu ile mücadele etmeyecek misiniz?

  Başlama yaşı 12’ye düşen uyuşturucu için sokaklarda gençler kavga ediyor. Okullara bile girdi. Belli ki bu meret İstanbul gibi Mega kentlerden geliyor. Yahu, her köşe başında Polis, her kavşakta jandarma bulunan bu memlekette, bu kadar rahat nasıl hareket ediliyor? “Ehliyet, ruhsat, sigorta, muayene, kimlikler kontrol edilip göstermelik aramalarla bu işin üzerine gidilmez.

  Hani sizin eğitimli polis köpekleriniz?

  Yahu, Kamu spotlarında bile sadece sigara ve içki var. Sanki uyuşturucu serbest... Sanırsınız ki, uyuşturucuyu devlet teşvik ediyor!

  İlçemiz tam bir batakhane olmadan görevinizi yapın, uyuşturucu baronlarını çökertin.

                  YAŞANILMAYACAK BİR KENT

  Üç tarafı sularla, bir tarafı ormanla kaplı, Yaratanın doğal güzellikleri esirgemediği bir kentte yaşıyoruz. Konu şu ki, bu kadar güzel bir kenti yaşanılmaz hale getirmeyi becerdik.

         ***

  Öncelikle, altyapısı tamamlanıp asfalt atılan yollara hız tümseği olarak kullanılmak üzere çelik dübeller çakılıyor! Yani özetle, ya çukur yola razı olacaksın, ya da tümseğe…  Yahu hangi çağdayız? Koyarsın kavşağa ya da anayolun üzerinde hız yapılan yerlere kameralı sistemi, kim hız limitini aşıyor, kim trafiği ihlal ediyor çözersin. Ceza faturasını da adresine posta masrafını ekleyerek gönderirsin. Ama iş bilmezliğe teknoloji bilmezlik de eklenince, olan kurallara uyan vatandaşa oluyor. Birilerinin aklına uyularak çakılan dübellere, her gün onlarca kere üzerinden geçmek zorunda kaldığımız bu çelik dübellerle yapılan kasise küfür etmekle geçiyor ömrümüz. Kulakları olsa ya da hissetse, durduğu yerde çatlardı! Ama nedense yapanların bir kulağından girip diğerinden çıkar söylediklerimiz.

        ***

  Hangi çağdayız ki, yeşilliklerle çevrili bir kentte yaşamak yerine, ağaçları kesmekle yarışıyoruz. Hürriyet Köyü (Ne mahallesi, sanki hizmet getirdiniz de mahalle oldu, köy işte köy..) sakinleri, başta Muhtar olmak üzere, köylerine yapılmak istenen taş ocağına karşı direniyorlar. Bir tarafta Devleti temsil eden Kaymakamlar ve Belediye Başkanı, diğer tarafta temiz nefes almak isteyen köylüler…

  Yasalar köylüden yana olsa da güç devletten yana… Toma ve biber gazı müdahalesi ile susturulan köylüleri çok gördü bu millet. Verimli tarım arazileri yanında Dünya Mirasları listesinde olan Acarlar Longozu, toz duman altında kalacak. Zaten daha başlamadan ormanların yarısını kestiler. “Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatı” der gibi Taş Ocağı İşletmesini kurmak isteyenler..!

            ***

  Hava az bir açmaya görsün, balık tutmayı seven vatandaşlarımız hemen göl, deniz ve dere kenarına koşuyor. Bu sebeple, Tuzla deresi, Küçükboğaz gölü ve deniz kenarı, olta balıkçılığı yapanlarla dolup taşıyor. Tek-tük var olan balıklar da hızla yok olma yolunda…

  İnternette görüyoruz, balık dolu nehirde motorlu tekne hızla ilerlerken, havaya uçuşan balıklar tekneye düşüyor. O kadar bol ki, oltaya ağa bile gerek kalmıyor. Çıplak elle balık tutanları bile görüyoruz. Peki bizde neden balık yok?  Nedir bu işin çaresi? 

  Mersin balığı üretip denizlerimizde tekrar çoğaltmak projesi gibi, göl ve nehirlerde de tatlı su balığı üretmek için tedbirler almalıyız. Alabalık, Aynalı Sazan, Tatlısu Kefali, Yayın, Turna gibi balıkların üreyip artması için avcılığın yasaklandığı ya da sınırlı tutulduğu mecralar yaratmalıyız. Bir günde aynı dereye 3 sefer ağ atılırsa, balık olmaz alık olur!

  Gerçi eskiler de, kireç ile, zehirli balık otu ile, ceviz kabuğu ile ve dinamitleyerek balık yavrularını dahi öldürüp bize bir şey bırakmadılar ya..! Ama biz, torunlarımıza yaşanabilir bir çevre bırakmalıyız. Derler ya, “Bu Vatanı Biz dedelerimizden miras, torunlarımızdan ödünç aldık!”

                    ÖNCE İMAR SONRA YERLEŞİM

  Gelişmiş ülkelerde, önce zemin etütleri, altyapı, imar planları yapılır, sonra imara açılır. Bizde ise, kişiler önce ev yapıyor, sonra imar yapılmasını bekliyor.

  Bırakın köyleri, Kent merkezinde bile, hala yolları toprak olan, kaldırımları olmayan, çamur deryası gibi yerlere siteler kuruluyor. Tabi sonra kimin sesi daha gür çıkıyor, kim daha etkili ise, onun sitesine giden yollar asfaltlanıyor.

  Karasu’nun, Kanal boyu, Döşeme Gölü çevresi, Yukarı Aziziye Mahallesi ve onun üst tarafları, Seyran Tepe başta olmak üzere bir çok yerin yolları toprak, stabilize... Hatta bazı yerlerde imar dahi yok!

  Merkezde böyle de, Köylerde farklı mı? İmar olmayan yerlerde bile inşaat yapılmış ve hızla inşaat yapılıyor. Belediye çözümü bulmuş, Aplikasyonunu yaptır, resmini çek, Bin lira da makbuz öde, oturabilirsin. Bir Muhtar bana soruyor, “Bu yasal mı?” diye. Bence yasal değil. Daha önce de Büyükşehir’e dahil olan yerler, binalarını imara uygun hale getirdi ya da yıktı. Yeni yapanlar ise projelendirdi. Yani 2019 Yılına kadar göz yumuyoruz, görmezden geliyoruz, sonrasında müsaade etmeyeceğiz, die bir şey yok. İnşaat yapan, Projelendirip ruhsat almalı. Yapılmış olan da, bir fenni mesul bulup imzalatmalı. Ha, muhtar ekliyor, “Bin lira diyorlar ama adamına göre değişiyor, kiminden 500 alıyorlar, kiminden hiç..!”

                    

                             

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 200