Hoş geldiniz Müfettiş Bey


   Ka­ra­su Be­le­di­ye­si, İçiş­le­ri Ba­kan­lı­ğı’nın gön­der­di­ği mü­fet­tiş ta­ra­fın­dan de­ne­tim ge­çir­iyor. De­ne­tim de, tah­min ede­ce­ği­niz gibi, 45 mil­yon­luk ihale… Bu­nun­la bir­lik­te diğer bazı ko­nu­lar hak­kın­da da so­ruş­tur­ma yap­tı­ğı tah­min edi­li­yor. 
   Halk­tan bir­çok kişi ön yar­gı­lı ola­rak, “İkti­dar kendi Be­le­di­ye­si­ne ceza ve­recek değil ya!” diye dü­şü­nü­yor. Ba­zı­la­rı da “Mü­fet­ti­şi de bağ­lar­lar” gibi ön yargı için­de.
   Ön­ce­lik­le şunu bi­li­yo­rum, Mü­fet­tiş­le­rin sı­nır­sız büt­çe­le­ri ve har­ca­ma yet­ki­le­ri var. Yani hiç­bir şe­kil­de pa­ray­la, malla mülk­le bağ­lan­ma­la­rı müm­kün değil. Ki, buna te­nez­zül edecek ki­şi­ler zaten o ma­kam­la­ra ge­le­mez, ele­nir­ler. 
   Önce Cihan Hoca ile ko­nuş­tuk, Be­le­di­ye ve Mü­fet­tiş ko­nu­su­nu. Cihan Hoca, Mü­fet­ti­şin Ka­ra­su Haber ga­ze­te­si­ni taraf görebileceğini söylemişti.
   Kamu gö­rev­li­siy­le rö­por­taj ya­pı­la­maz. Hele yolun ba­şın­da, ça­lış­mak­ta olan bi­riy­le. Bunu bil­di­ği­miz için, Hoş gel­din demek amaç­lı zi­ya­re­ti­ne git­me­yi dü­şün­düm. Bu dü­şün­ce­mi Cihan Hoca’ya da söy­le­dim, “Git bir şan­sı­nı dene is­ter­sen” dedi. Onun öyle de­me­si, ce­sa­re­ti­mi hep­ten kırdı. Ama ak­şa­ma doğru gidip git­me­di­ği­mi sor­ma­sı, is­te­ği­mi ar­tır­dı. 
   Çe­ki­ne­rek gir­dim oda­sı­na. Kar­şım­da yaşlı bi­ri­ni gör­me­yi bek­ler­ken daha genç biri çık­ma­sı şa­şırt­tı. Ken­di­mi ta­nıt­tık­tan sonra, hoş gel­di­niz di­ye­rek bu dü­şün­ce­mi söy­le­dim. 35 Ya­şın­da ol­du­ğu­nu söy­le­di. Gayet kibar ve şıktı. Kra­vat­lı insan gör­me­yi öz­le­mi­şim doğ­ru­su. Ben de kra­vat tak­ma­dı­ğı­ma utan­dım. Ko­nuş­tuk­ça baş­lan­gıç­ta­ki he­ye­ca­nım gitti. 
Rö­por­taj için gel­me­di­ği­mi, bunun zaten müm­kün ola­ma­ya­ca­ğı­nı ko­nuş­tuk. Çay söy­le­di. Bu da daha fazla soh­bet etmek vak­tim ol­du­ğu­nu dü­şün­dür­dü bana. Öyle ya, ak­şa­ma kadar bir odada tek ba­şı­na, bazen iki kişi de olsa sı­kıl­ma­ma­sı müm­kün de­ğil­di. 
   Araş­tır­ma yap­tı­ğı ko­nu­ya gir­mek is­te­me­dik. Ben de ön yargı oluş­ma­sı­nı is­te­me­di­ğim­den soru sor­ma­dım.  Med­ya­da, Ka­ra­su Be­le­di­ye­si hak­kın­da do­la­şan ha­ber­le­ri hal­kın adına so­ruş­tur­mak için orada ol­du­ğu­nu, ta­raf­sız bir şe­kil­de araş­tır­ma ve so­ruş­tur­ma yapıp ra­po­ru­nu Ba­kan­lı­ğa ve­re­ce­ği­ni, karar ver­me­si ge­re­ken ma­ka­mın Ba­kan­lık ol­du­ğu­nu ifade etti. Bi­li­nen ger­çek­le­rin dı­şı­na da çık­ma­dık zaten. 
   İkinci ve üçün­cü çay­la­rı söy­le­di­ğin­de artık daha rahat soh­bet ede­bi­li­yor­duk. Ne­re­de kal­dı­ğı­nı, ak­şam­la­rı ne yap­tı­ğı­nı filan ko­nuş­tuk. Öyle ya, ak­şam­la­rı çıkıp do­laş­mak, gez­mek, stres atmak gibi başka da ho­bi­le­ri ola­bi­lir­di. Ma­sa­nın üze­rin­de 5-6 dos­ya­yı gös­ter­di. Ak­şam­la­rı bile ça­lı­şı­yor­muş. 
   Çok ka­la­cak mı­sı­nız diye sor­dum. Çünkü daha ön­ce­ki tef­tiş et­ti­ği yer­ler­de 1,5-2 ay kadar kal­dı­ğı söy­le­ni­yor­du. “İşimi bir an önce bi­ti­rip git­me­yi dü­şü­nü­yo­rum” dedi. 
   Ka­ra­su’yu nasıl bul­du­ğu­nu sor­dum. Zaten de­ni­ze yakın bir otel­de ka­lı­yor­muş ve çok be­ğen­miş. Ote­lin çok temiz ol­du­ğu­nu, ken­di­si­nin de zaten te­miz­li­ğe özel­lik­le önem ver­di­ği­ni söy­le­di. (Ote­lin adını ya­zar­sam rek­la­ma girer, o yüz­den adı bende kal­sın!)
   Bü­yük­şe­hir Be­le­di­ye­si­nin yap­tı­ğı par­kın gü­zel­li­ğin­den bah­set­tik. Vak­tin iler­le­di­ği­ni dü­şü­nüp mü­sa­ade is­te­dim. Çok­tan­dır bir dev­let ada­mın­dan gör­me­di­ği­miz ki­bar­lık­la “Es­tağ­fu­rul­lah” di­ye­rek ayağa kalk­tı ve mem­nu­ni­ye­ti­ni, tek­rar gö­rüş­me­yi um­du­ğu­nu ifade etti ve biz oda­dan çı­ka­na kadar otur­ma­dı.
   O güzel soh­be­tin key­fi­ne ken­di­mi­zi öyle kap­tır­mı­şız ki, ajan­da­mı­zı unut­mu­şuz. Ajan­da­yı alıp bana ulaş­tır­mak is­te­yen per­so­ne­le ver­me­ye­rek ajan­dam­da­ki özel ola­bi­lecek bil­gi­le­rin oku­na­bil­me­si­ni ön­le­mek gibi de bir ince dü­şün­ce sa­hi­bi ol­du­ğu­nu gös­ter­di.
   Sayın Mü­fet­ti­şe “Hoş gel­di­niz” di­yo­ruz ve kolay gel­sin di­lek­le­ri­mi­zi su­nu­yo­ruz. Yap­tı­ğı araş­tır­ma­nın da Hem Be­le­di­ye­mi­ze, hem de hal­kı­mı­za ha­yır­lı ol­ma­sı­nı di­li­yo­ruz.
AV­CI­LIK HAK­KIN­DA
   Av ya­sa­ğı baş­la­dı. Bu se­bep­le elin­de tü­fek­le av yapan bi­ri­ni gö­rür­se­niz hemen ihbar edin.
   Bu kö­şe­de domuz avın­dan bah­set­miş, bir kat­li­am ol­du­ğu­nu söy­le­miş­tik. Çünkü vu­ru­lan hay­van­lar, zevk için vu­ru­lu­yor, ye­nil­mi­yor­du. Hal­bu­ki İstan­bul’a, Hı­ris­ti­yan­la­rın bol ol­du­ğu böl­ge­ye gön­de­ril­se, iyi bir ti­ca­ret olur, hay­van­lar da leş ola­rak kal­maz­dı.
   Bunu bi­re­bir av yapan bi­riy­le ko­nuş­tuk. Do­mu­zun ki­lo­su­na zaten 6 lira ödü­yor­lar­mış. Tek sı­kın­tı, onu dağ­dan, ba­yır­dan çı­ka­rıp ara­ba­ya yük­le­mek­miş. “Dağda doğal or­tam­da ye­ti­şen do­mu­za zaten çift­lik­te­kin­den daha çok para ve­ri­yor­lar” dedi. “Hris­ti­yan­lar biz­den daha mı aptal” diye ek­le­di. Zaten Ka­ra­su­ya ge­ti­re­bil­se­ler bile domuz eti yi­yecek çok kişi ol­du­ğu­nu, bu­ra­da bile sa­tı­la­bi­le­ce­ği­ni söy­le­di. 200 kilo ile 400 kilo ara­sın­da de­ği­şi­yor­muş vur­duk­la­rı do­muz­lar. Yani bir domuz, bin ile iki­bin­beş­yüz lira ara­sın­da para edi­yor­muş.
Do­mu­zun daha çok Kay­nar­ca’dan iler­de­ki dağ­lar­da ol­du­ğu­nu söy­le­di. Köy­lü­ler il­lal­lah di­yor­muş ve av­cı­la­ra dua edi­yor­lar­mış. Domuz sü­rü­sü­nün ucu bu­ca­ğı yok dedi.
   En gü­ze­li ise, vu­ru­lan do­mu­zun le­şi­nin bir haf­ta­da diğer hay­van­lar ta­ra­fın­dan tü­ke­til­di­ği… Vu­ru­lan her domuz, çakal ve tilki gibi yaban hay­van­la­rı ta­ra­fın­dan tü­ke­ti­li­yor­muş. Yani bir yan­dan da vahşi ha­ya­tı des­tek­le­miş olu­yor­lar­mış.
   Daha gü­ze­li, domuz pe­şin­dey­ken Ka­ra­ca cinsi hay­van­la­ra rast­lı­yor­lar­mış. Avcı ile karşı kar­şı­ya kalan Ka­ra­ca, göz­le­ri­ni av­cı­ya diker, kı­pır­da­ma­dan ba­kar­mış. “Bir kız ço­cu­ğu gü­zel­li­ği var, kı­ya­maz­sın” dedi avcı ar­ka­daş. Zaten Ka­ra­ca gö­rül­dü­ğü zaman tel­siz­le bir­bir­le­ri­ne haber ve­ri­yor­lar, vuran olur­sa diye ana avrat küfür edi­yor­lar­mış.
   Av­cı­lı­ğın en güzel yanı ise, yan­la­rın­da ge­tir­dik­le­ri yi­yecek ve içe­cek­le­ri ateş ya­ka­rak pi­şi­rip ye­dik­le­ri za­man­mış. “Avcı demek, do­ğa­yı ve hay­van­la­rı sev­mek” de­mek­tir diye son­lan­dır­dı.
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1107