SON DAKİKA

Pazaryeri taşınıyor mu?          Karasu Ortaokulu 56 Mezunları iftarda buluştu          Karasu TEOG'da il ikincisi oldu          CHP'nin iptal başvurusu reddedildi          İzinsiz kazıya suçüstü          Eyüp Bey Karasu'yu çok sevdi!          Selçuk Kadı anıldı          Selçuk Kadı'yı anıyoruz          Anket         


Bugün: 25.06.2018

İlçe Tarım ders alsın


  Karapınar Köyü`ndeki TİGEM özelleştirildi. Alan şahsa sadece tarım ve hayvancılık üzerine çalışması şartıyla ihale edildi. Şartlardan biri de 3. kişilere herhangi bir şekilde kiralama-devir yapamayacak. Kendisi üretecek, kendisi çalışacak.
  Karasu`nun elinde kalsın, üniversite olsun diye yaptığımız çalışmalar boşa gitti. Peki, kötü mü oldu?
  Bence ders almayı becerirsek iyi oldu. Çünkü firma, önce “yıllık geliri şu kadar lira” denilen fındık bahçelerini gözden çıkardı, söktü attı. Ağaçların da bir kısmını söktü, iş makinalarını çalıştırıp düzeltti. Sıra sıra keresteden çubuklar kalaslar dikti. Aralarına telefon hattı gibi tel çekti. Biz ne olduğunu anlamadan adamlar Tigem arazisinin büyük bir kısmını kivi bahçesi yaptılar. Kalan bir kısmını da bizim buralarda bulunmayan bir cins elma ağacı dikerek elma bahçesi yaptılar. 
 Tabi bu meyveleri diktiklerine göre pazarlamasını da yapacaklardır. 
  Biz ise hala 50-60 yıl önce dedelerimizin diktikleri ve senede bir kere başına gittiği fındık bahçelerinin gözüne bakıyoruz. Nedense her sene de zarar ediyoruz, birkaç sene önceki bereket hariç! (Sahi o yıl ne olmuştu da fındık bu kadar para etmişti?) Fındığın değeri düştü, Fiskobirlik var olma mücadelesi veriyor. Fındıkçının tek karı, Destekleme`den gelen paralar. Hal böyle iken bile kimse fındık bahçesini söküp alternatif üretime girmiyor!
  Tigem, yaptığı bu işten iyi bir üretim yapar, kazanç sağlarsa, tüm fındık üreticilerine örnek olacak. İlçe Tarım da, neden böyle bir şeyi kendileri akıl edip üreticiye önderlik yapamadık diye hayıflanacak (mı?). Hayıflanması da lazım. Bu çalışmalar artık bir referans olur da, bu topraklarda fındıktan başka şeylerin de üretilip para kazanılacağını öğrenir, öğretirler.
  İster misiniz şimdi Dünyaya kivi ihraç eden bir Karadeniz ilçesi olalım!
ATEŞ ALTINDA…
  Demokratikleşme paketi açıldı. Andımızın kaldırılması dışında pek de sürpriz yaşamadık. Sayın (!) Öcal`ın demokratikleşme paketi olarak bize dayattığı şeylerle gönlünü aldık. Bir de üniversitemizin adını Hacı Bektaş`ı Veli olarak değiştirip Alevilerin gönlünü aldık. Ayrılıkçı, mezhepçi, din, dil ve ırk sebebiyle saldırıya uğrayanların cezalarının artırılacağını öğrendik. 
  Gerçi Biz Türkler için pakette pek bir şey yoktu! Mesela “Telefonlar artık dinlenmeyecek, dinleyenler hakkında ağır cezalar var” denilmedi. “Bana oy verenler” denildi, “Bana oy vermeyenler de…” denilmedi. “Benim milletime biber gazı sıkılmayacak, banim halkıma kimyasalla karıştırılmış su sıkılıp aşağılanmayacak!” denilmedi. Bütün tomaları itfaiyenin emrine verdik, gösteri ve yürüyüş yapmak tüm vatandaşlarımızın izin almaya gerek kalmadan gerçekleştirebileceği demokratik sosyal haklara sahiptir” denilmedi. Andımızın kaldırıldığı müjdelendi! İstiklal marşımızın da kaldırılabileceğinin sinyalini aldık! 
  Aslında başlığı atarken, Bir işadamımızın, Ahmet Sivişoğlu`nun başına gelen fıkra gibi bir olayı anlatmaktı amacım.
  Ahmet Bey, biraz muzip olarak bilinir. Bir gün ava gitmiş, dolaşıp dururken bir arkadaşından telefon gelmiş. Ahmet Beyin aklına hemen bir muziplik gelmiş ve telefonu açar açmaz tüfeğiyle havaya ateş etmeye başlamış. Bir yandan da telefonda “Şimdi ateş altındayım, beni sonra ara, sağ kalırsam açarım telefonu” deyip kapamış. Karşı taraf merak etmiş, tekrar aramış. Yine silah sesleri ve yine Ahmet Bey`den “Ben sana arama demedim mi, çatışma devam ediyor hala…!” olmuş.
  Bir şaka olarak yaptığı bu olay daha sonra Ahmet Bey`in başına iş açmış. Teknik takipte ve telefonu dinlemede olan işadamını dinleyen devlet de ciddiye almış sorguya çekmiş: “Sana kimler ateş etti, neden ateş altındaydın!”  Ahmet Bey olayın şaka olduğunu anlatana kadar akla karayı seçmiş tabii. Bu arada da Türkiye`de yaşadığını, telefonda her canının istediği gibi konuşamayacağını da öğrenmiştir artık. 
DOST VE DÜŞMANLARIMA
  Karasu`ya ilk geldiğim zamanlar, işi deliliğe vuran biri işyerimi basmış, benden haraç ister gibi bir istekte bulunmuştu. Olmaz, dedim. “Aracı olduğun kişi bana olan borcunu ödemeden onun işini halletmem”. “Sen kimsin ki” dedi. Karapınar`dan Sarıoğulları`nın damadıyım, dedim. (O zamanlar Kayınçolarım sağdı ve kılıçları kesiyordu) “Desene abim ya!” dedi. “İstersen beni buraya gönderen heriften paranı alayım sana getireyim” dedi. Hayır dedim, ben kendi işimi kendim görürüm.       
  Kaza sonucu bulaştığım bir belada, tehdit edildim, korkmadım, yılmadım. O zamanki müdürümüzün araya girmesiyle barış sağlandı.
  Kapımın önünde silahlı kişiler tarafından arabamla kaçırıldım. “Koyun o silahlarınızı cebinize, benimle konuşacaksanız o şekilde konuşun” diye racon kestim. 
  Banka hesaplarımı boşaltıp beni bir milyonun üzerinde borçla bırakan insanlar umurumda olmadı!
  Ailemdeki tüm kadınlara küfür eden kişiye o kadar kızmıştım ki, kendime göre verebileceğim en büyük cezayı vermiştim. Bilen bilir! Daha sonra bana küfür eden insanın erkekliğinin olmadığını, bunu birinci ağızdan dinlediğimi hatırladım, yaptığıma güldüm.
  Ama son zamanlarda bana kızan, kızımın bürosunu basarak hırs almaya çalışıyor. Az daha beklerseniz, oğlum askerden gelecek. Dalyan gibi, 1.92 boy var maşallah. Hani dayak da kaldırır, çekinmeden dövebilirsiniz! Yok, onun gelmesini bekleyemem derseniz, Bu yapılanlar kulağına gidiyor ve onu orada zor tutuyorum. “Askerliğini bitirmeden gelirsen babalık hakkım helal olmaz!” diyorum. Oğlum askerliğini tamamlamadan firar eder gelirse oğluma da sözüm var, “Ona alacak intikam bırakmam!” 
  Bana yakışmadı dostlarım, affedersiniz.
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1065