SON DAKİKA

Pazaryeri taşınıyor mu?          Karasu Ortaokulu 56 Mezunları iftarda buluştu          Karasu TEOG'da il ikincisi oldu          CHP'nin iptal başvurusu reddedildi          İzinsiz kazıya suçüstü          Eyüp Bey Karasu'yu çok sevdi!          Selçuk Kadı anıldı          Selçuk Kadı'yı anıyoruz          Anket         


Bugün: 21.04.2018

KAZADAN ALINACAK DERSLER


   Bayram öncesi hepimizi yasa boğan bir kaza oldu ilçemizde. İlçemize, cezaevi girişinde, belediye şantiyesine yakın bölgede, içinde 3 gencimiz bulunan Şahin marka otomobil, önce orta refüje, sonra da yol ortasındaki aydınlatma direğine çarptı. Üç gencimizden ikisinin ölümüne, birinin de kolunun kırılmasına sebep olan araç parçalandı, pert oldu. Ölenlere rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum.
   Bu yolda hız sınırı ve mobese olduğunu sanıyorduk. Kaza sonucu gördük ki, yolda hiçbir kamera yok! Polis, olayı araştırmak için yakında bulunan akaryakıt istasyonu ve belediye şantiyelerine müracaat etti. Orada da yolu gören bir kamera bulamadı. Peki, hız kontrolü nasıl sağlanıyor? Halı saha macına yetişmek için sürat yapan gençler, orada kamera kontrolü yapıldığını görseler ve hız sınırları içinde seyretseler, şimdi yaşıyor olacaklardı. Kamera görüntüleri olsaydı, şu bilgilere de ulaşılacaktı; “Araç sollama sonucu mu kaza yaptı, sıkıştırıldı mı?”
   Savcının olay yerine geç gelmesi sonucu merakla gelen kalabalık izdiham oluşturdu. Cesetlerin araçlarda bekletilmesine bazı cenaze sahipleri zaman zaman yüksek sesle tepki verdi. Olay mahalli şeritle çevrilmişti ama şeritin etrafı aşırı kalabalıktı.
   Bizler, bir kaza sonrası yapılması ve yapılmaması gerekenleri bilmeyen bir toplum olduğumuzu gösterdik. Kaza yapan araç, benzinli ve gazlı olduğu bilindiği halde, ağzında sigara ile aracın dibine kadar sokulanları polis sık sık uyarmak zorunda kaldı; “Araç patlar, hepimizi öldürürsünüz, uzaklaşın oradan!” Gerçekten, kaza yapan araçtan dökülen benzin, çıkan gaz, en küçük bir ateşte alev alabilir, patlayabilirdi. Bu görevi polise bırakmadan oradaki kalabalık da tepki verebilirdi, “Sigara İçmeyin!”
   Aracın çarptığı direk de sallanıyordu. Devrilme ihtimali vardı. O kalabalıkta ve karanlıkta devrilse, birçok kişi yaralanabilirdi, hatta ölebilirdi de. Polis, bunun için de sık sık bağırmak, vatandaşı uyarmak zorunda kaldı. Akabinde de o direk söküldü tabii… Polis, olay yeri şeridini daha geniş bölgeyi çevreleyecek şekilde sarmalıydı güvenliği sağlamak için.
   Gelenler, olay hakkında bilgi almak istiyor, ölenlerin kimliğini merak ediyordu. Bu tür kazalarda, kalabalığa bilgi veren bir görevli olsa olay başında, vatandaşı bilgilendirse ve gelenler geri çevirse, fena mı olur? Bu arada olayı gören varsa da adını, telefonunu kaydetse… Savcı da geldiğinde olayı gören var mı diye sormak zorunda kalmazdı.
   Olay sonrası yaralanan ve tedavisi yapılan genç bile olanları bilmiyor, diğer arkadaşlarına süratli gittiği için kızıyordu! “Buradan çıkınca soracağım onlara, o kadar süratli gidilir mi lan!”
   Kazanın olduğu işlek caddeye giren araçlar, yol kazadan sebep tıkalı olduğu için geri dönmek zorunda kaldılar. Halbuki cadde başlarına yolun kapalı olduğuna dair işaretler konulabilirdi. O gelen araçların da geri dönmek için karanlıkta manevra yapması, yeni bir trafik kazasına sebep olabilirdi.
   Savcılık, olayı ne kadar inceledi bilmiyoruz ama cesetleri yıkayan hocanın, gençlerden birinin vücuduna saplanmış direksiyon parçası bulduğu söyleniyor. Hani, ya hızla giden araca silahla ateş edildiyse de ve kaza öyle olduysa… Küçük çapta bir otopsi olay yerinde yapılamaz mıydı? Yapılmış olsaydı vücuda saplanmış o parça da bulunurdu!
   Velhasıl, kaza anında ve sonrasında yapılması ve yapılmaması gerekenleri bilmiyoruz!
                AH ŞU SİYASET
   Neresinden başlamalı, bilemedim. O sebeple kısa kısa anekdotlar olarak yazayım.
   Nurhan Aydın, delege seçimlerindeki usulsüzlük(!) için görevden alındı. Bunu aslında böyle olmadığını herkes biliyor. Delege seçimleri bahane… Ama bunun böyle olmadığını ne Nurhan Aydın açıklıyor, ne görevden alanlar, ne de kayyum..!  Ortada yolsuzluk filan da yok! Esas sebep, güç gösterisi… İlde ve ilçede patronun kim olduğu ispat edilmeye çalışılıyor. Seçim öncesi partiyi sekteye uğratacak, büyük oy kaybına sebep olacak adımları atanlar, sanırım sonucuna da katlanacaktır.
   Nurhan Aydın ve Mehmet İspir`in yan yana olduğu bir törende, Mehmet İspir`e soruyorlar; “Başkan, Nurhan Hanım`a neden sahip çıkmıyorsunuz?” Soran da biliyordur, tersi bir durum olsa, Nurhan Aydın İspir`in yanına gider, destek verdiğini gösterirdi. Ancak İspir, şaşırtacak bir cevap veriyor; “Benden para istemesin de, ne isterse istesin!” Aydın, cevaptan memnun olmadığını hissettirecek şekilde dik dik bakıyor İspir`in yüzüne…”Sanki para istedik senden bu güne kadar” der gibi…
   CHP İlçe Başkanlığı için aday olduğunu açıklayan Cihan Ersöz`e sordum, “Seni kayyum olarak ilçe başkanı atarlarsa, kabul eder misin?” “Asla” dedi. “Ben seçimle başkan olmak istiyorum, antidemokratik oluşumların içinde olmam. Gerçekten, kendisine geçici başkanlık görevi teklif edildiğinde kibarca reddetti, Ersöz.
   Kayyum olarak ilçe başkanlığına atanan Turan Kalay`ın demokrat biri olduğu, geçici başkanlığı kabul etmeyeceğini düşünüyordum ben de birçok kişi gibi. Başkanlığı kabul etmesine şaşırdığımız gibi başka bir şaşırtıcı bilgi daha edindik, Kalay hakkında. Kalay, bildiğiniz gibi daha önce de Karasu İlçe Başkanlığı yaptı. O da Nurhan Aydın gibi antidemokratik bir şekilde Deniz Baykal ekibi tarafından görevden alınmış. Hani, eşekten düşenin halini eşekten düşen anlar derler ya, o da yalanmış!
   Nurhan Aydın, herkesi şaşırtacak bir şekilde, kendisinin görevden alınmasına sebep olan ve kayyum olarak atanan partililerle bayramlaşmak için ilçe binasına gitti ve bayramlaştı!
   Kayyum olarak atananlar arasında görevden alınan Aydın`ın ekibinden iki üye olması da şaşırtıcıydı. Görevden alınıp yeni göreve verilmesi, parti tüzüğüne aykırı olmalı!
   Bir hocamızın dediği gibi, partide bu önemli seçim öncesi kavga, fraksiyonlar arasında olmalıydı, kişiler arasında değil.
 
 
  

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 643