SON DAKİKA

Pazaryeri taşınıyor mu?          Karasu Ortaokulu 56 Mezunları iftarda buluştu          Karasu TEOG'da il ikincisi oldu          CHP'nin iptal başvurusu reddedildi          İzinsiz kazıya suçüstü          Eyüp Bey Karasu'yu çok sevdi!          Selçuk Kadı anıldı          Selçuk Kadı'yı anıyoruz          Anket         


Bugün: 11.12.2018

MUTLU YILLAR


   Her sene bu vakitler, “Yılbaşı eğlencesi Hristiyanlarındır, Yahudilerindir, Müslüman eğlencesi değildir” diye propaganda yapan dostlarımız var. Onlara da mutlu yıllar…
   Her yeni yıl, yeni bir başlangıçtır. Umutların tazelendiği, hayatımızdaki kötü, olumsuz giden şeylerin sona ermesini umduğumuz, bilgisayar tabiriyle hayatımıza reset attığımız bir dönemdir. 
   Eğlenmenin dini olmaz, yeter ki eğlenecek kadar sağlıklı olalım. Yeter ki eğlenecek kadar paramız olsun. Yeter ki eğlenecek sıcak bir ortam bulalım. Hiç biri olmasa bile PTT yani, Pijama-Terlik-Televizyon ile evde eğleniriz. Allah, günahların büyüğünden korusun. (Kul hakkı yemekten, ah almaktan, emanete hıyanet etmekten vb…)
   Geçen yıl Karasu için dileklerde bulunmuştuk. Hadi bu sefer de Karasulular için dilek tazeleyelim;
   Yeni yılda işsiz olan herkese iş diliyorum. Hem de öyle asgari ücretin altında değil, sigortalı, ikramiyeli ve hatta mümkünse kendi işinin patronu olmanızı diliyorum.
   Tabii hepsinden önce sağlık diliyorum. Öncelikle aynı çatı altında yaşadığınız insanlarla mutluluk ve huzurunuz eksik olmasın. Sağlık olmadı mı, dünya senin olsa, boş!
   Kısmetinizin açık olmasını diliyorum, parasızlara para, kocasızlara koca…
   Evsizlere ev… 
   Borçlulara borçlarını ödeyecek bol kısmetler…
   Hayallerinizin gerçekleşmesini diliyorum.
   Hastalara şifa diliyorum.
   Bu kadar güzel dileklerin dilendiği bir gece, hangi dine mensup olursa olsun, kötü diyebilir misiniz?
   SEN KİMİN BABASISIN
   Geçen hafta bir Arap dostumuzun misafiriydik, Ankara`da… Bu sayede de bazı Arap adetlerini öğrendik.
   Bunlardan en önemlisi, bir adamın oğlu olduğunda, o oğlanın babası anlamına gelen ebül kelimesiyle anılıyor. Mesela oğlanın adı Abdullah ise, babası Ebül Abdullah diye çağırılıyor. Bir zaman sonra da babanın gerçek adı unutuluyor ve “Abdullah`ın Babası” diye anılıyor. İki oğlu varsa, büyüğünün adıyla, oğlu yoksa büyük kızının adıyla anılıyor.
  Hani geçen hafta demiştik ya, bizde gençlere yeteri kadar önem verilmiyor, diye. Araplardaki bu adet gençlerin kişiliklerini geliştiriyor ve babalarından önce anılmalarını sağlıyor. Biz ise babamızın oğlu olarak, onun gölgesinde geçiyor ömrümüz.
   Bir de yemekte farklılıklar var. Bizdeki gibi ana yemek yerine 3-4 çeşit ana yemek olabiliyor. Tavuk, kavurma, balık aynı sofrada olabiliyor. Pirinç pilavı ile bulgur pilavı da… Ve yemeği isteyen kendi tabağına istediği kadar koyuyor. Self servis yani… Tabakta yemek bırakmak, yemeği beğenmediğinizi gösteriyor. Bu sebeple yiyebileceğiniz kadar alacaksınız. En baştan çorbalar geldiğinde, sofrada ekmek yoktu. Unuttuklarını düşünmüştüm. Sonradan öğrendim ki, sofraya ekmek koymuyorlar, yemeği ekmeksiz yiyorlar. Sanırım bu yüzden zayıf kalabiliyorlar. Biliyorsunuz bizde “Ekmek le ye de karnın doysun” diye baskı yapar büyükler. Herhalde biraz da maddiyatla ilgili bir alışkanlık… (Sofrada bu âdeti öğrenince dedim ki, “İyi ki Çin sofrasına oturmadık, yoksa çubuklarla yemek zorunda kalacaktık!”)
   KAFAYI YUKARI ÇEVİR
   Hani yolda giderken önümüze bakarız ya… Sağımızdan solumuzdan geçenlere bakarız bazen. Bazen bir dosta rastlar, selamlaşırız, bazen işimiz aceledir, görünmeden kaçalım, deriz.
   Bazen güzel bir kıza takılır gözlerimiz, çaktırmadan süzeriz. 
   Bazen vitrine, bazen işporta tezgâhına, bazen arabalara bakarız.
   Bazen sevmediğimiz birine rastlar, başımızı çevirir, bazen yolda çukur görür, yanından geçeriz.
   Ama hiç birimizin aklından yukarı bakmak geçmez. Diyorum ki, ara sıra da yukarı bakalım. Yukarı bakalım ki, kafamıza bir şey düşmesin.
   Mesela, İnönü İlkokulu yanındaki eczanenin ya-nından, minibüs durağının karşısından geçerken bakın yukarı. Kafanıza tahta, kalas, tuğla düşmesin. Katın kalıbı çakılmış, bir kısım duvarı örülmüş, sonra ne olmuşsa olmuş, terk edilmiş. Tuğla ve kalıplar her an yoldan geçen birisinin kafasına düşebilir.
   Mesela Özşen dershanesi karşısı, Aziziye fırınına girip çıkarken bakın yukarı. Bir de Beyazsaray Kafenin karşısındaki binanın dibinden geçerken. Kent Parkın ortasına gelip bakın yukarılara… Dibinden geçmeyeceğiniz binaları tespit edin. Kafanıza taş düşmesin!
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1374