SORU ŞU OLMALI


   “Ka­ra­su Be­le­di­ye Baş­kan­lı­ğı için hangi parti kimi gös­te­recek?” şek­lin­de­ki so­ru­yu son za­man­lar­da sıkça duyar olduk. Her parti, se­çi­mi ka­zan­mak için en güçlü aday ara­yı­şı­na baş­la­dı.  
   AKP, CHP, MHP’nin ya­nın­da İYİ Parti de var bu sene. Ba­zı­la­rı da, AKP kar­şı­sı­na mu­ha­le­fe­tin güçlü bir ortak aday­la gir­me­si ge­rek­ti­ği­ni söy­lü­yor ya, soru o değil!
   Ka­ra­su’yu yö­net­me­yi hak ka­za­nan be­le­di­ye baş­ka­nı­nı aylık 800 bin lira gibi geri öde­me­si ya­pı­la­cak bir borç bek­li­yor. Bu borç, bil­di­ği­niz gibi, Meh­met İspi­roğ­lu’nun Ka­ra­su hal­kı­na at­tı­ğı ka­zı­ğın fa­tu­ra­sı… İller Ban­ka­sı’ndan 46 mil­yon ola­rak çe­ki­lip bunun üçte biri kadar bile halka ve Ka­ra­su’ya har­can­ma­yan pa­ra­nın geri öde­me­si var. Gerçi, İspir söz ver­miş­ti, Baş­kan­lık kol­tu­ğu­nu dev­re­der­ken bu borcu bı­rak­ma­ya­ca­ğı­nı, ken­di­si­nin öde­ye­ce­ği­ni,…   
   Ama zaten hangi sö­zü­nü tuttu ki! 
   Baş­kan­lık için ni­ye­ti olan­la­ra bir küçük ha­tır­lat­ma daha ya­pa­lım; Ka­ra­su Be­le­di­ye­si, Sa­kar­ya’da en çok işçi ça­lış­tı­ran be­le­di­ye. 130 bin nü­fus­lu Ser­di­van’da bile 90 per­so­nel ça­lış­tı­rı­lır­ken, 60 bin nü­fus­lu il­çe­miz­de 300’ün üze­rin­de per­so­nel var! Be­le­di­ye, ma­aş­la­rı bile öde­mek­te zor­la­nı­yor. 
   Yani kim se­çi­lir­se se­çil­sin, be­le­di­ye­yi ve Ka­ra­su hal­kı­nı zor gün­ler bek­li­yor. 
   Ama bu, yeni ge­lecek olan yö­ne­ti­min suçu değil, 20 bin li­ra­lık di­re­ğe 100 bin, 100 li­ra­lık be­to­na 200 lira fa­tu­ra kes­ti­ren Be­le­di­ye Baş­ka­nı ve buna göz yuman AKP yö­ne­ti­mi­dir. (Adem Fi­liz­fi­dan gibi dü­rüst ve sö­zü­nü esir­ge­me­yen mec­lis üye­le­ri­ni ten­zih ede­rim) 
   Soru şu ol­ma­lı, “Ka­ra­su, 100 mil­yon ola­rak geri öde­necek bu bor­cun al­tın­dan nasıl kal­ka­cak? Hem borç, hem per­so­ne­lin ma­aşı­nı öde­yip hem de nasıl hiz­met su­na­cak?”
KÜÇÜK ESNAF
   Geçen hafta ya­şa­dı­ğım ilgi çe­ki­ci bir­kaç ko­nu­yu gün­de­me ge­tir­mek is­ti­yo­rum;
   İstan­bul’dan dü­nü­rüm mi­sa­fir­li­ğe gel­miş­ti. Ve ben onu ağır­la­ma­ya ça­lı­şı­yor­dum. Mi­sa­fi­rim, eski Et-Ba­lık Ku­ru­mu Kar­tal Şu­be­si’ni iş­le­ti­yor­du. Kurum özel­leş­ti­ri­lin­ce, İstan­bul­lu ka­sap­la­ra top­tan­cı­lık yap­ma­ya baş­la­dı. Ana­do­lu’nun çe­şit­li yer­le­rin­den canlı hay­van alır, soğuk hava de­po­su­na, ora­dan da ka­sap­la­ra ta­şır­dı. Bizi her zi­ya­re­ti­miz­de ete köf­te­ye do­yu­rur!
   Ben de öyle ya­pa­yım dedim. Önce Ko­ca­ali’ye git­tik. Bolu ve Fe­riz­li’de lo­kan­ta açmış ancak iş­le­ri düz­gün git­me­yip Ko­ca­ali’ye yer­leş­miş olan ve met­he­di­len bir hem­şe­ri­mi­zin dük­kâ­nın­da lez­ze­ti bu­la­ca­ğı­mı dü­şün­düm. 3 por­si­yon ız­ga­ra köfte yedik, 50 lira hesap öde­dik. “Iz­ga­ra, do­ğal­gaz ate­şin­de olmaz, kömür ız­ga­ra­sın­da olur. Üs­te­lik bu köf­te­le­ri meş­hur Köf­te­ci Yusuf’ta ye­sey­dik hesap 45 li­ra­yı geç­mez­di,” dedi. Ay­rı­ca por­si­yon­la­rı da küçük buldu!
   Bir hafta önce Ko­ca­ali Jan­dar­ma Kav­şa­ğı’nda köfte ye­miş­tik. Köf­te­ler da­ğı­lı­yor­du. Aile dostu olan ba­ba-oğul’dan mut­fak­ta olan oğula, “Köf­te­ye ka­bart­ma tozu kat­ma­lı­sın, daha güzel olur” dedim. “Biz katkı kul­lan­mı­yo­ruz, böyle daha güzel olur” dedi, yiyen ken­di­siy­miş gibi…  Yahu köf­te­nin zaten ya­rı­sı katkı mal­ze­me­si, di­ye­me­dim. Sa­de­ce ba­ba­sı­na dedim, “Oğ­lu­nuz, yeni bil­gi­ye açık değil”, diye… O se­bep­le de mi­sa­fi­ri­mi oraya ge­ti­re­me­dim.
   Daha sonra am­ca­oğul­la­rı­nın iş­let­ti­ği 2 kasap dük­kâ­nı­na gö­tür­düm. Al­dı­ğım eleş­ti­ri, “Bu mev­sim­de o dük­kân­la­rın dolu ol­ma­sı lazım, mil­let bit­miş. Ay­rı­ca bir bar­dak çay bile ikram et­me­di­ler!” şek­lin­dey­di.
   Yap­tı­ğı­mız ge­zi­nin en can alıcı kısmı, Ha­ra­lom­ba mev­ki­in­de­ki balık lo­kan­ta­sı oldu. Sa­hi­bi­ni ta­nı­dı­ğım için bu­ra­ya gel­dik. Açık ha­va­da otu­ra­lım di­ye­rek deniz ke­na­rın­da­ki ma­sa­la­ra ku­rul­duk. Bah­çe­de­ki ma­sa­la­rın re­çi­ne­si hep üs­tü­mü­ze bu­laş­tı­ğı gibi bir bar­dak so­da­dan 5 lira hesap al­dı­lar. Yan­lış an­la­ma­dı­nız, bir bar­dak maden su­yu­na 5 lira öde­dik.  Talep et­me­di­ği­miz halde ma­sa­ya gelen iç fıs­tık çift por­si­yon­muş, 10 lira da oydu… Gü­pe­gün­düz prog­ram filan ol­ma­dı­ğı halde, iç­ti­ği­miz bi­ra­la­ra da 15’er lira değer bi­çil­miş­ti. 
   Sa­nı­rım çok zen­gin gös­te­ri­yor­duk. Top­lam ma­li­ye­ti 35 lira bile tut­ma­yan şey­ler için 2 ka­tın­dan fazla hesap öde­dik! 
   Hesap ödeme za­ma­nı pat­ro­ni­çe­nin or­ta­lık­ta gö­zük­me­me­si de, he­sa­ba iti­raz ol­ma­ma­sı için­di sa­nı­rım!
   Mi­sa­fi­ri­miz, “Küçük esnaf kendi ken­di­ni bi­ti­ri­yor, hem hiz­met ola­rak, hem de ka­li­te ola­rak… Bu se­bep­le mil­let alış­ve­riş mer­kez­le­ri­ne ka­çı­yor!” şek­lin­de yorum yaptı.
KEMİK, KI­LIÇ­TAN KESKİN
   Yine geç­ti­ği­miz hafta bir ya­kı­nı­mız, ba­ca­ğı­nı kırdı. Öyle ki, kırık kemik de­ri­den dı­şa­rı çık­mış­tı.  Has­ta­ne­ye alın­dı, er­te­si gün ame­li­yat olmak için ön te­da­vi­si ya­pı­lıp ya­tı­rıl­dı. Fakat hey­hat, ak­şa­müs­tü, iş­gü­zar bir has­ta­ba­kı­cı oda­sı­nı ve ya­ta­ğı­nı de­ğiş­tir­di. Bunu gören Or­to­pe­di Uz­ma­nı Cer­rah, ba­ğı­rıp ça­ğı­rıp or­ta­lı­ğı bir­bi­ri­ne kattı.
   Çok hak­lıy­dı çünkü kı­rı­lan kemik, vü­cut­ta saklı, ke­si­ci ve de­li­ci silah gi­bi­dir. Bu se­bep­le, Av­ru­pa’da olan tra­fik ka­za­la­rın­da kimse mü­da­ha­le etmez ve am­bu­lan­sın gel­me­si­ni bek­ler. Bizde ise, her­kes ya­ra­lı­yı ara­ba­dan çı­ka­rıp yere ya­tı­rır ve ya­ra­sı­nı kur­ca­la­ma­ya bile baş­lar. Bu arada “Acı­yor mu?” diye sor­ma­yı da ihmal etmez! 
  Yahu o kırık kemik, bir aort da­ma­rı­na denk gelse, jilet gibi ke­secek ve hasta iç ka­na­ma­dan gi­decek, ha­be­ri yok!
   Bu arada has­ta­ne­de, Cuma gün­le­ri ame­li­yat yap­ma­yan Cer­ra­hı­mız, has­ta­ne­nin ve ken­di­nin bu pren­si­bin­den vaz­ge­çe­rek yap­tı­ğı ba­şa­rı­lı ame­li­yat için öv­gü­yü hak edi­yor. 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 346