• Ana Sayfa
  • »
  • Adnan Oktar’ı sevmemiş miydik?

Adnan Oktar’ı sevmemiş miydik?


   Adnan Oktar ope­ras­yo­nu son­ra­sın­da tu­tuk­la­nan ‘ke­di­cik­ler’ ara­sın­da yer alan iki isim var ki, dik­kat çe­ki­ci. 
   Merak mı et­ti­niz, söy­le­ye­yim: İkisi de ünlü birer Tür­ki­ye gü­ze­li ve man­ken­di. 
   Her iki ‘ke­di­cik’in izine Karar Ga­ze­te­si ya­za­rı Yıl­dı­ray Oğur’un Da­ni­mar­ka­lı Gelin baş­lık­lı ya­zı­sın­da rast­la­dım.
   Da­ni­mar­ka­lı Gelin, 1990’lı yıl­lar­da İslami uya­nış ve ba­şör­tü­sü mü­ca­de­le­si­ni konu alan film­ler­den bi­ri­dir. 
   Film laik Türk gen­ciy­le ev­le­nen Da­ni­mar­ka­lı bir kızın, eşi­nin ri­ca­sıy­la for­ma­li­te icabı geç­ti­ği İslam’ı ger­çek­ten öğ­ren­me­ye ça­lış­ma­sı ve so­nun­da da ba­şı­nı ört­me­siy­le eşi ve çev­re­siy­le ya­şa­dı­ğı ça­tış­ma­la­rı an­la­tır.
   Ben filmi o dö­nem­de iz­le­me­dim. Ancak Yıl­dı­ray Oğur’un ya­zı­sı­nı oku­duk­tan sonra You Tube’da bul­dum ve bir bö­lü­mü­ne göz attım.
Film­de rol ge­re­ği ka­pa­nan esas kız Serap Akın­cı­oğ­lu o gün­le­rin en ünlü man­ke­ni­dir. İlginç olan Akın­cı­oğ­lu’nun o film­de rol al­dık­tan bir müd­det sonra ger­çek­ten ka­pa­na­rak pod­yum­lar­dan ve set­ler­den uzak­laş­mış ol­ma­sı­dır.
Sa­de­ce o değil; aynı ta­rih­ler­de onun­la bir­lik­te Tür­ki­ye Gü­ze­li se­çi­len ünlü man­ken­ler Gülay Pı­nar­ba­şı ve Didem Ürer de te­set­tü­re gi­re­rek, pod­yum­lar­dan çe­ki­lir­ler.
   Te­set­tü­re giren üç ünlü man­ken Refah Par­ti­si top­lan­tı­la­rı­na ka­tı­lır­lar. Mil­let­ve­ki­li aday­lı­ğı bile gün­de­me gelen Gülay Pı­nar­ba­şı, Er­ba­kan’ın ka­tıl­dı­ğı bir salon top­lan­tı­sın­da par­ti­ye kay­dı­nı yap­tı­rır ve bu­ra­da yap­tı­ğı ko­nuş­ma­da “Allah’ın ipine sıkı sı­kı­ya sa­rı­lın kur­tu­luş bu yol­da­dır, ara­nız­da ol­mak­tan gurur du­yu­yo­rum” der.
   Daha sonra Serap Akın­cı­oğ­lu Yeni Asya’da, Gülay Pı­nar­ba­şı ise Milli Ga­ze­te’de köşe ya­za­rı olur­lar. Bir ta­raf­tan da ba­şör­tü­le­riy­le İslami bir hayat ya­şa­ma­ya devam edip kon­fe­rans­la­ra, top­lan­tı­la­ra ka­tı­lır­lar.
   Üç ismin hi­da­yet hi­kâ­ye­si­nin ortak özel­li­ği şudur:
   Üçü de Adnan Oktar’ın mü­ri­di ol­duk­tan sonra onun sa­ye­sin­de bu yola gir­miş­ler­dir.
   Geçen haf­ta­ki ope­ras­yon­dan sonra Adnan Oktar ile bir­lik­te tu­tuk­la­nan 168 kişi ara­sın­da Didem Ürer ile bir­lik­te Da­ni­mar­ka­lı Gelin Serap Akın­cı­oğ­lu da var.  Gülay Pı­nar­ba­şı ise yok.
   Çok iyi ha­tır­lı­yo­rum… Üç man­ke­nin te­set­tü­re gir­me­si o gün­ler­de ya­zı­lı ve gör­sel ba­sı­na uzun süre mal­ze­me ol­muş­tu. 
   Ha­tır­la­yan var mı?
   İslam’la hiç­bir il­gi­si ol­ma­dı­ğı halde bu alan­da her yap­tı­ğı belli çev­re­ler­de kabul gören Adnan Oktar’a, sırf bir fazla oy uğ­ru­na 30 yıl sü­rey­le ta­ham­mül eden ik­ti­da­rı el­le­rin­de bu­lun­du­ran­la­rın vur­dum­duy­maz­lı­ğı, Adnan Hoca’nın Meh­di­li­ği­ni ilan et­me­si­ne ses çı­kar­ma­ma­sı, onun Da­r­win düş­man­lı­ğı­nın bir ödülü değil de neydi!
   Bu gün Adnan Oktar Mehdi değil, Dec­cal…
   Peki, ona göz yu­man­la­ra hangi sıfat ya­kı­şır?
   Sa­de­ce muk­te­dir­le­rin bu re­za­le­te göz yum­ma­sı değil tabi sorun...
   Ra­ma­zan­da oruç tut­ma­yan­la­ra ma­ze­ret­le­ri­ni sor­gu­la­mak­sı­zın düş­man mu­ame­le­si çeken biz­ler, yıl­lar­dır A9 ek­ra­nın­dan… 
   Dinle sos­lan­mış bir re­za­le­ti, komik sah­ne­le­ri­ne kah­ka­ha atar­mış gibi ya­pa­rak ağ­zı­mı­zın su­yu­nu akıta akıta iz­le­dik mi iz­le­me­dik mi?
   Ney­miş? Adnan Hoca’ya ope­ras­yon ya­pıl­mış!
   Ne zaman? Se­çim­le­rin hemen ar­dın­dan!
   Za­man­la­ma­yı sor­gu­la­ma ye­te­ne­ği­mi­zi, Hoca’nın ke­di­cik­le­ri­nin bal­dır ba­ca­ğı­nı zevkle
 di­kiz­ler­ken kay­bet­miş­tik zaten.
   Şimdi şa­şır­mış gibi rol ke­si­yo­ruz…
   Kut­sal bir dinin aşa­ğı­lan­ma­sı­na yıl­lar yılı göz yuman muk­te­dir­ler­le gizli-açık or­tak­lı­ğı­mı­zı unu­ta­rak ve hiç sıkılmadan!


Korkmayın, birileri 
size gülümsesin!
   Bo­go­ta’da be­le­di­ye baş­ka­nı se­çi­len fel­se­fe pro­fe­sö­rün­den seç­men­le­ri, çoğu ölüm­le de so­nuç­la­nan tra­fik ka­za­la­rı­na çözüm bul­ma­sını istedi. `Güçlü baş­kan` pro­pa­gan­da­sıy­la se­çi­len ön­ce­ki po­li­ti­ka­cı­la­rın yön­te­mi tra­fik po­li­si sa­yı­sı­nı art­tır­mak, ce­za­la­rı yük­selt­mek olmuş. 
   Sonuç: Ka­za­lar azal­maz­ken rüş­vet art­mış. 
   Yeni baş­kan Bo­go­ta sa­kin­le­ri­ne evden çık­tık­la­rın­da yan­la­rın­da ta­şı­ma­la­rı­nı is­te­di­ği beyaz ve kır­mı­zı kart­lar da­ğıt­mış. İste­nen, yolda kar­şı­laş­tık­la­rı kötü sü­rü­cü­ler ve ya­ya­la­ra kır­mı­zı, iyi­le­re beyaz kart çı­kar­ma­la­rı… 
   Bu kez sonuç; ka­za­lar azal­dı­ğı gibi o güne kadar sis­te­me ya­ban­cı­laş­mış olan­lar yeni far­kı­na var­dık­la­rı bir­lik­te­lik­le­ri­nin gü­cü­nü başka pro­je­le­re yö­nelt­me­le­ri olmuş.
   Ka­ra­su’da çok yönlü bir tra­fik so­ru­nu var.
   Bi­rin­ci­si esnaf kal­dı­rım iş­gal­le­riy­le; araç sü­rü­cü­le­ri de kal­dı­rım­la­ra park edi­yor ve kar­şı­dan kar­şı­ya geç­mek için bek­le­yen ya­ya­la­ra geçiş üs­tün­lü­ğü ta­nı­mı­yor. Şehir için­de aşırı sürat, mo­to­sik­let­le­rin egzoz pat­la­ta­rak çı­kar­dı­ğı gü­rül­tü ve daha bir­çok olum­suz­luk sa­ya­bi­li­rim.
   Kı­sa­ca tra­fik de­ni­lin­ce akla araç­lar­la yol­lar­da seyir du­ru­mu­nu an­lı­yo­ruz. Hâl­bu­ki tra­fik ışık­la­rı­nın ol­ma­dı­ğı yaya ge­çit­le­rin­de geçiş üs­tün­lü­ğü ya­ya­la­ra ait. 
   Ben bir oto­mo­bil sü­rü­cü­sü­yüm ve elim­den gel­di­ğin­ce ana cad­de­ler­de veya ara so­kak­lar­da kar­şı­ya geç­me­ye ha­zır­la­nan ya­ya­la­rı fark et­ti­ğim­de, önce dikiz ay­na­sı­nı kont­rol edi­yo­rum ve ya­vaş­la­dı­ğım­da sa­ğım­dan veya so­lum­dan hız kes­me­den ge­çe­bi­lecek araç olup ol­ma­dı­ğı­nı kont­rol edi­yo­rum. Ar­dın­dan ya­vaş­la­yıp du­ra­ca­ğı­mı ya­ya­la­ra his­set­ti­ri­yo­rum. İnsan­lar te­red­düt et­me­sin dü­şün­ce­siy­le de ya­ya­la­ra en az 15 metre uzak­ta du­ru­yo­rum.
   Sonra ne ol­du­ğu­nu söy­le­ye­yim…
   Beni takip eden sürücülerin çoğu kornaya basıp tepki gösteriyor.
   Yayalar ise ka­dı­nı-er­ke­ği, tür­ban­lı­sı-ba­şı açığı, gen­ci-yaş­lı­sı kar­şı­ya ge­çer­ken yolun or­ta­sı­na gel­di­ğin­de ara­cı­ma doğru bakıp mut­la­ka te­bes­süm edi­yor. Eli boşsa selam ve­ri­yor. Sa­nı­rım yaş­lı­lar dua da edi­yor­dur.
   Sü­rü­cü­ler ola­rak gelin, Ka­ra­su’da günün bi­rin­de bir be­le­di­ye baş­ka­nı ya­ya­la­ra kır­mı­zı ve beyaz kart da­ğıt­ma ka­ra­rı al­ma­dan ya­ya­la­rın geçiş üs­tün­lü­ğü­ne saygı gös­te­re­lim.

Ka­ri­ka­tür gibi ül­ke­yiz!
   Bu hafta ana ko­nu­muz İmar Ba­rı­şı… Man­şe­ti ve be­şin­ci say­fa­mı­zı bu ko­nu­ya ayır­dık. 
   Ga­ze­te­yi bas­kı­ya gön­der­me­den önce son kont­rol­le­ri yap­tı­ğı­mız Salı sa­ba­hı olum­lu bir iş yap­ma­nın key­fiy­le ça­lış­ma­ya ara verip TV’de ha­ber­le­re ba­ka­lım dedik.
   Bak­maz olay­dık!
   Canlı ya­yın­da bir gö­rün­tü ki akıl alır gibi değil. Be­yoğ­lu’nun gö­be­ğin­de dört katlı bir bina... Temel altı üçte bir ora­nın­da bo­şal­mış. Spi­ker yoğun yağış do­la­yı­sıy­la top­rak ze­mi­nin bo­şal­dı­ğı­nı söy­lü­yor. 
   Biraz zaman ge­çi­yor, bu kez yeni bir bilgi: Bi­na­nın bi­ti­şi­ğin­de haf­ri­yat ka­zı­sı ya­pıl­mış. Yağış da ek­le­nin­ce or­ta­ya bu man­za­ra çık­mış. Te­me­lin al­tı­na doğru bir bo­ru­dan su ak­ma­ya devam edi­yor.
   Olay ye­ri­ne üç dö­nem­dir gö­rev­de bu­lu­nan AKP’li Be­yoğ­lu Be­le­di­ye Baş­ka­nı ge­li­yor. Onun açık­la­ma­la­rı daha bi deh­şet ve­ri­ci… Şöyle diyor: Dört katlı bina 1997’de kaçak ola­rak ya­pıl­mış. Ruh­sa­tı, is­kâ­nı yok! Şu anda ya­pa­cak bir şey de yok!
   Nasıl, be­ğen­di­niz mi?
   Ar­dın­dan Nihat Şen isim­li bir mimar ve kent­sel dö­nü­şüm uz­ma­nı­na bağ­la­nı­la­rak so­ru­lar so­ru­lu­yor. Uz­ma­nı­mız ma­şal­lah, çok bil­gi­li. İstan­bul`da’bi­na­la­rın yüzde 60 ora­nın­da kaçak ol­du­ğu­nu söy­lü­yor. Yak­la­şan Mar­ma­ra dep­re­mi­ne gön­der­me yapıp bu tür bi­na­la­rın kent­sel dö­nü­şüm kap­sa­mı­na alı­na­rak hemen yı­kıl­ma­sı­nı is­ti­yor. Ar­dın­dan şöyle diyor: “Dua ede­lim ki yağış devam et­me­sin!”
   Açık­la­ma nasıl, iyi mi?
   Ne spi­ke­rin ağ­zın­dan, ne Be­le­di­ye Baş­ka­nı Mis­bah De­mir­can’ın ağ­zın­dan ne de Nihat Şen’in ağ­zın­dan son çı­ka­rı­lan İmar Ba­rı­şı uy­gu­la­ma­sı­na dair tek söz yok!
   Bu bina ka­çak­sa (Ki Be­le­di­ye Baş­ka­nı öyle söy­lü­yor!) mut­la­ka İmar Ba­rı­şı’ndan ya­rar­la­nıp yapı kayıt bel­ge­si almak üzere baş­vu­ru­da bu­lun­muş­tur. Bu kesin böy­le­dir.
   Şimdi biz so­ra­lım: İmar Ba­rı­şı adı al­tın­da çı­ka­rı­lan ucube uy­gu­la­may­la bu tür ya­pı­la­ra meş­ru­iyet ka­zan­dı­rı­lı­yor mu, yoksa tersi mi? Böyle kaç adet kaçak bi­na­ya res­mi­yet ka­zan­dır­dı kut­sal dev­le­ti­miz, bilen var mı?
   Unut­ma­dan; O bina saat 12.15 sı­ra­la­rın­da çöktü ve tuzla buz oldu! Herkes huzura kavuştu!
   Ya­zı­ya ka­ri­ka­tür gibi ül­ke­yiz baş­lı­ğı­nı koy­duk. 
   Uy­ma­dı mı?


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 558