SON DAKİKA

Pazaryeri taşınıyor mu?          Karasu Ortaokulu 56 Mezunları iftarda buluştu          Karasu TEOG'da il ikincisi oldu          CHP'nin iptal başvurusu reddedildi          İzinsiz kazıya suçüstü          Eyüp Bey Karasu'yu çok sevdi!          Selçuk Kadı anıldı          Selçuk Kadı'yı anıyoruz          Anket         


Bugün: 21.10.2018

AHMAKLIK YOK FIRSATÇILIK VAR


   Çiftlik Bank dolandırıcılığı sosyal medyanın konusu olmaya devam ediyor. Olayı mizah konusu yapanlarla, 80 küsur bin kişinin bir nevi ahmak olduğu şeklindeki yaklaşımlara kesinlikle katılmıyorum.

   Banker faciasında olduğu gibi burada budalalık değil, düpedüz hiçbir emek harcamadan üç beş kuruş biriktirilmiş parayı kullanarak haksız kazanç elde etme cinliği söz konusu.

   Bu olayın benzerini Fadıl Akgündüz’ün Jetpa’sında da, Konya merkezli ve Almanya’daki gurbetçilerce destekli Yimpaş soygununda da yaşadık.

   Tüm böylesi soygunlarda kutsal din duygularının kullanılmış olması da ortak bir paydadır.

   Dinin siyasete ve ticarete alet ediliyor olması öncelikle bu alanda meslek sahibi olan ve ekmeğini uhrevi dünyanın elemanı olarak kazananları rahatsız etmesi gerekir.

   Ne yazık ki, aklı başında bazılarının dışında kutsal din duygularının ve dolayısıyla dinin böylesi ucuz girişimlerle aşındırılmasına ses çıkarılmıyor. Kazan-kazan durumu var yani!

   Sonuçta olan sahtekârlara ve buna çanak tutanlara değil, dine oluyor.

   Çiftlik Bank olayı patladığında kendi kendime “Bu işe nasıl oldu da Sakarya’ya bulaşmadı” diye sormuştum.  Sahte para basma bizde, Paralel Devlet kurup yönetimi ele geçirmek isteyen ce­ma­atin baş imamı bizde…

   Çok geçmedi; Taraklı’nın dolandırıcılık merkezlerinden biri olduğu ortaya çıktı. Üstelik burada yapılan dualı tekbirli açılış töreninde deyim yerindeyse ‘herkes oradaydı!’

Soygun tazeleme!

   Bu yazıyı kaleme alırken CNN Türk’te bir habere kulak verdim. İstanbul’da Çiftlik Bank mağduru 1650 kişi ikinci kez dolandırılmış. Kurulan tuzak şöyle: “Şu kadar para verirseniz zararınızı kurtarırız!” vaadi, iyi mi? Para da elden ödenmiş.

   Matruşka gibi yani, açıyorsun içinden bir daha çıkıyor; açıyorsun çıkıyor, açıyorsun…

Ne diyorsun Fakıbaba?

   Bu arada, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da bankanın kurucusu Mehmet Aydın denilen tüysüz tosuncuğa Konya’da açtığı tesisin yüzde otuzu miktarında teşvik verdiği de ortaya çıkmış bulunuyor.

   Bakanlık ilişkiyi tümden yalanlasa da Çiftlik Bank’ın Youtube hesabından paylaşılan açılış görüntülerinde, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın gönderdiği yazılı mesaj okunmuş.

   Yetmemiş Başbakanlık Basın Enformasyon Konya İl Müdürü konuşma yapmış.

Verilen hibe desteğin 12 milyon lira olduğu söylenmekte.

   Başa dönersek; bu olayda fail olsun, destekçi olsun, mağdur olsun kim varsa hiçbiri masum değil.

   Uyanık tosun Mehmet Aydın, Sülün Osman kılığına girip “Kerizi parasından ayırmak sevaptır” (Kumar tarihinin en büyük dubaracısı Nick Greek’in lâfıdır) felsefesiyle hareket etmiş.

   Paraları tüysüzün sözde bankasına istifleyenler de “Bu işin sonu b.?ka sarar, ama ben paramı bir şekilde kurtarırım” hesabına yatmış!

   Dolandırılan ortalama 80 bin kişi… Kadın, çoluk, çocuk Karasu ve Kocaali’nin toplam nüfusu…

   Bu iş burada bitmez... Emeksiz yemek peşinde koşuşturanların sürüsüne bereket!

   O nedenle yeni tüysüz tosunlar, yeni Jet Fadıllar oltayı atmış avlarını bekliyordur.

   Bağlarken bir tavsiyem olacak. Zeki Ökten’in Faize Hücum filmi var. Genco Erkal oynuyor. Bir zahmet Google’dan indirip izleyin derim.

   Tam zamanıdır yani!

 

Sandalye ve belediye

   Dalgakıranlara bindirip batan gemi kaldırıldı diye sevinirken şimdi de ‘sahile vuran su kuşları’ sorunu çıktı karşımıza…

   Belediye Eski Başkanı Sedat Büyük haber verdi; Cumartesi günü gidip baktım. 32 Evler-Akkum arasındaki bölgede karabatak tabir ettiğimiz cinsten su kuşlarını dalgalar sahile taşımıştı. Bazıları da dalgakıranların çevresinde bata çıka günlük balık nevalesinin peşindeydi.

   Pazartesi günü Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nü aradım. Santral telefonuna uzun süre kimse bakmadı. İnatçılığım anlaşılmış olmalı ki sonunda bıkkın ses tonlu bir görevli açtı.

   Kendimi tanıttım ve konuyu belirterek bir yetkiliyle görüşmek istediğimi söyledim.

   Görevli anlık bir statü değerlendirmesiyle benim ancak Müdür Yardımcısı ile görüşebileceğimi kararlaştırıp bağlayacağını söyledi. Bu kez upuzun bir bekleme sürecine girdim.  Neyse ki arada Vivaldi’nin Dört Mevsim Keman Konçertosu çalıyor… Buna da şükür dedim.

   Çok sonraları bir bayanın ‘alo’ sesini duyunca hemen konuya girdim. Ama sözüm kesildi. Müdür Yardımcısı cep telefonu ile konuşuyormuş; bittiğinde bağlayacakmış!

   Yine bekledik tabi…

   En sonunda ‘bağlıyorum efendim’ uyarısını duydum. Ancak Müdür Yardımcısı ile görüşmek yine mümkün olmadı. “Telefon görüşmesi uzadı beyefendi. Siz konuyu bana aktarın, yetkililere ileteyim” diyen sekretere “Santral memurunuzdan öğrenin, ona aktarmıştım” diyerek telefonu kapattım.

   Eğer bir yetkili ile görüşebilseydim şunu söyleyecektim:

   “Ölen su kuşlarının karaya vurması şimdiye dek pek görülmezdi. Vatandaşlar bunu açıkta demirleyen gemilerden denize sintine boşaltmasına bağlıyor. Laboratuvar tahlili ile kuşların ölüm nedeni ortaya çıkarılmalı.”

   Üzgünüm, başaramadım!

   Sahi, niye aklıma belediyeyi aramak gelmedi?

   Edebiyat hocası kompozisyon yazılısı öncesi masanın üzerine bir sandalye koymuş. “Hadi bakalım, masanın üzerinde bir sandalye olmadığını ispat edin!”

   Herkes çalakalem kâğıtlara gömülmüş. Bir sayfayı yeterli görmeyenler ikincisine geçmiş filan...

   Ertesi hafta hoca sonuçları açıklamış ve en yüksek oyu alan öğrencinin kâğıdını göstermiş. Yazılı kâğıdında tek soru cümlesi varmış:

   “Hangi sandalyenin?”

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 200