Raporu bekliyorum


Be­le­di­ye Mec­li­si üye­le­ri hal­kın tem­sil­ci­le­ri­dir. Mec­lis­te halk adına ko­nu­şur­lar, öner­ge su­nar­lar, soru so­rar­lar. 
En önem­li gö­rev­le­rin­den biri de ya­pı­lan iş­le­ri ve do­la­yı­sıy­la har­ca­ma­la­rı halk adına de­net­le­mek­tir.
Bu nedenledir ki, be­le­di­ye­de Mec­lis üye­le­rin­den bilgi ve belge sak­lan­maz. Aynı şe­kil­de üye­ler de öğ­ren­dik­le­ri bilgi ve bel­ge­le­ri talep edil­di­ği zaman tem­sil­ci­si ol­duk­la­rı halka an­lat­mak du­ru­mun­da­dır­lar.
Be­le­di­ye­nin giz­li-sak­lı işi olmaz. Be­le­di­ye­le­ri yö­ne­ten­ler nasıl ki hiz­met ve ya­tı­rım­la­rı­nı tö­ren­ler dü­zen­le­ye­rek va­tan­da­şa büyük bir övünç için­de an­la­tı­yor­lar­sa; aynı bi­çim­de bu hiz­met ve ya­tı­rım­la­rın pa­ra­sal kay­nak­la­rı­nı, nasıl har­can­dı­ğı­nı ve har­ca­ma­la­rın pi­ya­sa şart­la­rı­na uygun olup ol­ma­dı­ğı­nı or­ta­ya koy­mak du­ru­mun­da­dır­lar.
Para hal­kın pa­ra­sı­dır. Se­çil­miş yö­ne­ti­ci de bu iş­le­ri kendi ce­bin­den yap­ma­dı­ğı­na göre sa­de­ce bu kay­na­ğı akıl­lı kul­lan­dı­ğı, hal­kın ya­ra­rı­na iş yap­tı­ğı öl­çü­de övün­me hak­kı­na sa­hip­tir.
Be­le­di­ye­de de­ne­tim yol­la­rın­dan biri de kuş­ku­suz, büt­çey­le kabul edi­len bir ön­ce­ki yıla ait har­ca­ma­la­rı göz­den ge­çi­ren De­ne­tim Ko­mis­yo­nu’nun ça­lış­ma­sı­dır.
Şimdi bu ko­mis­yon 2016 yı­lı­nın har­ca­ma­la­rı­nı de­net­le­me­yi sür­dü­rü­yor.
As­lı­na ba­kı­lır­sa bu ko­mis­yo­nun ça­lış­ma­la­rı, eğer is­te­yen olur­sa diğer Mec­lis üye­le­ri­ne de açık ol­ma­lı­dır.
Zaten Mec­lis’e ge­lecek olan bir ra­po­run ön ça­lış­ma­sı neden gizli olsun?
Öğ­re­ni­yo­ruz ki, bı­ra­kın mec­lis üye­le­ri­nin De­ne­tim Ko­mis­yo­nu ça­lış­ma­la­rı­na ka­tıl­ma­sı­nı, ko­mis­yon üye­le­ri­nin bile cen­de­re­ye alın­mış.
Ör­ne­ğin, hemen hiç­bir be­le­di­ye­de ör­ne­ği ol­ma­yan bir uy­gu­la­may­la, ko­mis­yon oda­sı­na ka­me­ra ko­nul­du­ğu iddia edi­li­yor.
Ne işe ya­ra­ya­cak bu ka­me­ra? An­la­yan beri gel­sin!
Ko­mis­yon bu gün­ler­de ça­lış­ma­sı­nı ta­mam­la­ya­cak­mış.
Rapor ya­zıl­ma­dan na­çi­za­ne bir­kaç ha­tır­lat­ma­da bu­lun­mak is­te­rim.
46 mil­yon TL’lik kre­di­nin fa­tu­ra ve hak­ke­diş­le­ri muh­te­mel­dir ki ko­mis­yo­nun de­ne­ti­min­den ge­çe­cek­tir.
O kre­diy­le park­lar, üç adet sen­te­tik fut­bol sa­ha­sı ve yağ­mur suyu top­la­ma sis­tem­le­ri ya­pıl­dı­ğı­nı bi­li­yo­ruz.
Ör­ne­ğin sen­te­tik sa­ha­lar kaça mal ol­muş­tur? Bir­kaç yıl önce ya­pı­la­rak hiz­me­te alı­nan Karsu ve Ko­ca­ali (ay­dın­lat­ma­lı) sa­ha­la­rın ihale be­del­le­riy­le bizim sa­ha­la­rın be­del­le­ri ara­sın­da bir fark var mıdır?
Ko­mis­yon üye­le­ri bun­la­rı mut­la­ka araş­tı­ra­cak ve kim­se­nin kuşku duy­ma­sı­na gerek bı­rak­ma­dan ra­po­ra ge­çi­re­cek­tir.
Plaj Cad­de­si’ndeki ay­dın­lat­ma di­rek­le­ri ör­ne­ğin… Ta­ne­si­nin ederi nedir? Çevre be­le­di­ye­le­rin al­dı­ğı ben­zer di­rek­ler­le ara­la­rın­da bir fiyat farkı var mıdır?
Park­lar ve yağ­mur suyu bo­ru­la­rı için de ben­zer ça­lış­ma mut­la­ka ya­pıl­mış­tır.
Ka­me­ray­la iz­le­nen bir odada ya­pı­lan ça­lış­ma, el­bet­te ciddi so­nuç­lar ver­miş­tir!
Elim­de, say­dı­ğım har­ca­ma­lar­la il­gi­li ola­rak yap­tı­ğım araş­tır­ma­da elde et­ti­ğim bil­gi­ler var.
Rapor çık­sın, kar­şı­laş­tır­ma şansı bu­la­ca­ğım.
Ko­mis­yon üye­le­ri­ne say­gı­lar su­nu­yor ve ra­po­ru me­rak­la bek­le­di­ği­mi be­lir­ti­yo­rum efen­dim!

Atina’dan bak,
Türkiye’yi gör!
   İnter­net­te ga­ze­te­le­rin tü­mü­nü ol­ma­sa bile ya­zar­la­rın ço­ğu­nu oku­yor, be­ğe­ndik­le­ri­mi ar­şiv­li­yo­rum. 
   Gün­ce­le uygun ma­ka­le­yi  bul­dum ve özet­li­yo­rum… (*)
*   *   *
   Mi­lat­tan önce Be­şin­ci Yüz­yıl’da, Atina şehir dev­le­tin­de, in­san­lık için, te­ker­le­ğin icadı kadar önem­li si­ya­si bir düzen bu­lun­du.
   Bu dü­ze­nin adı “de­mok­ra­tia” yani “halk yö­ne­ti­mi” idi ve o güne kadar uy­gu­lan­ma­yan bir an­la­yış ge­tir­di: 
   “Er­dem­le­rin en mü­kem­me­li olan kanun kar­şı­sın­da eşit­lik.” 
   Bu eşit­lik; ezen­ler, yani o güne ka-dar halkı sö­mü­ren asil­ler­le, ezi­len­le­ri, yani orta ve alt sı­nı­fı, aynı çiz­gi­ye ge­tir­di.
   Atina de­mok­ra­si­sin­de üç ana ku-rum vardı: Mec­lis, hü­kü­met, mah­ke­me­ler...
   Her va­tan­daş mec­li­sin üye­siy­di ve bütün top­lan­tı­la­ra ka­tı­lıp oy ve­re­bi­lir­di.
   O çağ­lar­da Atina ve ona bağlı olan çev­re­de 100 bin Ati­na­lı olan “va­tan­daş” ya­şı­yor­du. Ay­rı­ca 10 bin ya­ban­cı ve 150 bin köle vardı.
   Oy hak­kı­na sa­yı­la­rı 40 bin olan, 18 ya­şı­nı dol­dur­muş erkek va­tan­daş­lar sa­hip­ti.    Yılda 40 defa top­la­nan mec­li­se her va­tan­daş ka­tı­la­bi­lir­di ama ki­mi­le­ri as­ker­de, ki­mi­le­ri işin­de gü­cün­de ol­du­ğu için ka­tı­lım 5.000 ci­va­rın­da ka­lı­yor­du.
   “Ekk­le­sia” adı ve­ri­len mec­lis; savaş, dış po­li­ti­ka ko­nu­sun­da ka­rar­lar alı­yor, yasa ya­pı­yor veya de­ğiş­ti­ri­yor, yö­ne­ti­ci­le­ri ödül­len­di­ri­yor veya ce­za­lan­dı­rı­yor­du.
   Atina’da on de­ği­şik boy vardı. Her boy­dan bir yıl­lı­ğı­na se­çi­len 50 kişi şehir dev­le­ti­nin gün­lük iş­le­ri­ni gö­rü­yor­du.
   Su­is­ti­ma­le mey­dan ver­me­mek için bu ki­şi­ler kura ile se­çi­lir­di. Ra­ha­ta ve rüş­ve­te alış­ma­ma­la­rı için görev sü­re­le­ri bir yıl ile kı­sıt­lıy­dı.
   Atina’da polis yoktu ama mah­ke­me­ler vardı ve yö­ne­tim gibi de­mok­ra­tik­ti. Her gün belli bir ha­vuz­dan kura ile 30 ya­şın­dan büyük 500 erkek va­tan­daş, jüri gö­re­vi gör­mek üzere se­çi­lir­di. Kimin haklı kimin hak­sız ol­du­ğu­nu bu jü­ri­ler tayin eder­di.
   Mü­kem­mel gibi gö­rü­nen bu dü­ze­nin büyük bir ku­su­ru vardı.
   Ati­na­lı­lar de­mok­ra­tik ku­rum­la­rı­nı ko­ru­mak için bir­çok yasa ge­çir­di­ler. Ama bir tek teh­li­ke­ye karşı önlem al­ma­yı ihmal et­ti­ler. Bu teh­li­ke ken­di­le­ri idi.
   Ço­ğun­lu­ğun aşı­rı­lık­la­rı­nı de­net­le­yecek her­han­gi bir me­ka­niz­ma yok-tu, keyfi ve yan­lış dav­ra­nış­lar baş­la­yın­ca fren­le­ne­me­di.
   De­ma­gog­la­rın kış­kırt­ma­sıy­la yan­lış ka­rar­lar alın­dı, büyük hak­sız­lık­lar ya­pıl­dı. Fey­le­sof­lar, büyük ge­ne­ral­ler ve ami­ral­ler hak­sız yere idama veya sür­gü­ne mah­kum edil­di. As­ke­re kat­li­am yap­tı­rıl­dı. Gi­ril­me­me­si ge­re­ken sa­vaş­la­ra gi­ril­di.
   Bu­gün­kü Tür­ki­ye’de ol­du­ğu gibi, Atina’da de­mok­ra­si salt bir oy me­se­le­si­ne in­dir­gen­miş­ti. Ço­ğun­lu­ğu pe­şi­ne ta­ka­bi­len is­te­di­ği­ni ya­pa­bi­li­yor­du.
   Atina de­mok­ra­si­si, iki yüz yıl kadar sürdü.
   Ku­rum­lar değil ki­şi­ler de­mok­ra­si­si ol­du­ğu için battı.
   Mo­dern Batı de­mok­ra­si­le­rin­de ço­ğun­lu­ğun ve yü­rüt­me­nin gü­cü­nü aşı­rı­lık­lar­dan ko­ru­yan ku­rum­lar var.
   Ama de­mok­ra­si için en büyük teh­li­ke­nin ço­ğun­luk­lar ol­du­ğu ger­çe­ği de­ğiş­me­di.
   Ço­ğun­luk­lar her yerde, her zaman or­ta­la­ma­nın al­tın­da eği­tim ve ge­li­re sa­hip­tir­ler. Pa­ray­la satın alı­na­bi­lir­ler. Ya­la­na kolay ka­nar­lar. Rahat ma­nip­le edi­le­bi­lir­ler. (Ta­ri­fe uy­ma­ya­nı ayı­rı­yo­rum. C.E))
   Bu ne­den­ler­le, yan­lış karar verme eği­lim­le­ri yük­sek­tir.
   De­mok­ra­si her şeye karşı ken­di­ni ko­ru­ya­bi­lir ama ço­ğun­lu­ğa ve onun al­dı­ğı yı­kı­cı ka­rar­la­ra karşı ko­ru­ma­sız­dır.
   Bu ger­çek, de­mok­ra­si­nin ilk defa uy­gu­lan­dı­ğı eski Atina şehir dev­le­tin­den bu yana hiç de­ğiş­me­di.
(*) Metin Münir
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 842