SON DAKİKA

Pazaryeri taşınıyor mu?          Karasu Ortaokulu 56 Mezunları iftarda buluştu          Karasu TEOG'da il ikincisi oldu          CHP'nin iptal başvurusu reddedildi          İzinsiz kazıya suçüstü          Eyüp Bey Karasu'yu çok sevdi!          Selçuk Kadı anıldı          Selçuk Kadı'yı anıyoruz          Anket         


Bugün: 22.06.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • ‘’İYİ’’ ÖĞRETMEN OLMAK...

‘’İYİ’’ ÖĞRETMEN OLMAK...


Bu hafta, 24 Kasım`ı içerdiği için, okullarda “öğretmenler günü” etkinlikleri düzenlenecek. Hafta sonunda öğretmenler topluca eğlenceli yemeklere katılacak. Öğrenciler ve veliler öğretmenlerin gününü kutlayacak. Anne-babalar, akrabalar onlardan uzakta öğretmen olan çocuklarını arayıp tebrik edecekler. 
   Öğretmenler günü, öğretmenlerin öğretmen oluşlarını kutsama günü olacak. Ama “iyi” öğretmen olmak ya da öğretmenlik sorunları dile getirilmeyecek. Ağzımızın tadı kaçmasın diye iyimser, vefakar, şükran dolu kişiler olacağız birkaç gün boyunca.
   Sonra, öğretmenlerin bazıları “fedakarca” öğretmenlik yapmaya, bazıları da “bunlar bu dilden anlıyor” diyerek öğrenci dövmeye devam edecek. Bazıları kafaya takmamaya, bazıları da öğrencilerin evlerine kadar gidip daha çok nasıl yardım edebilirim diye merak etmeye devam edecek. Bazıları kendini geliştirmek için okumaya, eğitim almaya, bazıları da, okullarda düzenlenen eğitimlere bile gelmemeye devam edecek. 
Neden? Çünkü “öğretmen yeterlilikleri”ni gerçekten denetleyebilen, gerçekten ölçütlere uygunluğu önemseyen bir sistemimiz yok da ondan… Hala ve hala “öğretmenin o senin, vardır bir bildiği” diyerek çocukların yakınmalarını ciddiye almayan bir kültürümüz var da ondan… Dürüstçe eleştirmek ve daha farklı davranmasını önermek yerine, arkadaşımızın kusurlarını örterek, onu velilere ya da idareye karşı koruyarak iyilik yapmaya çalışan bir arkadaşlık anlayışımız var da ondan…
Tüm psikoloji bilgimle ve “anlayan” zihnim ve kalbimle, öğretmeni gözü kapalı suçlamamak gerektiğini biliyorum. Ama tahammül edemiyorum öğretmen hatalarının bedellerini çocukların ödemek zorunda kalmasına. Öğretmenlerin kendi davranış bozukluklarını düzeltmek yerine, öğrencilerin değişimini beklemelerine içsel olarak kızgınlık duyuyorum. Biliyorum evet, bu öğretmenler de kötü öğretmenlerin elinde yetiştiler ve kendilerini sevmeyen ve değer vermeyen, sadece öyleymiş gibi görünen öğretmenler yüzünden acı çektiler. Biliyorum ama artık harekete geçebileceklerini ve kendi hayatlarının sorumluluğunu alıp, “ben neden öğrencilerimi aşağılamadan, dövmeden ya da incitmeden öğretmenlik yapamıyorum? Neyi yanlış yapıyorum” sorusunu sorabileceklerini de biliyorum. 
Doğmak bir tercih değildi. Dünyaya gelmeye biz karar vermedik. Çocukluktan yetişkinliğe ulaşmamak, fiziksel olarak çocuk kalmak da mümkün değildi. Ama 30-40-50 yaşında hala çocuk kalmayı biz tercih ediyoruz. Mazeretler üreten, kendini değiştirmek için çabalamayan, etrafında neler olup bittiğiyle ilgilenmeyen, empatik olamayan, başkalarını beğenmeyen, ulaşılmaz olmayı tercih eden, kendimiziz. Bu kimlikte biri öğretmen olunca, sizce o öğretmenin öğrencileri hayatı nasıl algılıyor? 
   Sevgili öğretmen arkadaşlarım, ben bu öğretmenler gününü, “dön de aynaya bak” günü olarak kutlamanızı öneriyorum. Eğer öğretmenseniz, ailesinde belki zorluklar ve incinmeler yaşayan bir öğrencinin umudusunuz siz. Dönüp aynaya bakın, gözlerinizdeki çocuk ne görüyor?
   
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 497