SON DAKİKA

Pazaryeri taşınıyor mu?          Karasu Ortaokulu 56 Mezunları iftarda buluştu          Karasu TEOG'da il ikincisi oldu          CHP'nin iptal başvurusu reddedildi          İzinsiz kazıya suçüstü          Eyüp Bey Karasu'yu çok sevdi!          Selçuk Kadı anıldı          Selçuk Kadı'yı anıyoruz          Anket         


Bugün: 18.10.2018

İÇİ DIŞI BİR OLMAK


 İnsanların olumlu yanlarını vurgularken bazı benzetmeler yaparız. Saygın kişilerden söz ederken kullandığımız bir deyim de, “içi dışı bir” deyimidir. İki yüzlü olmayan, duygu ve düşüncelerini açıkça söyleyebilen,  sözünde tutarlı kişileri tarif ederiz böylece. İçi dışı bir insanları severiz, onları takdir ederiz, güveniriz. 
İçi dışı bir olmak zor mu? Neden herkes öyle değil? Neden bu davranış bir meziyet gibi görülüyor da herkes aynı davranışı gösteremiyor?
Durup düşündüğümüzde şu gerçekle karşılaşırız: Çocukların içi-dışı birdir. Onlar gördüklerini olduğu gibi algılar ve tepkilerini de bu algılarına göre verirler. Sonra, zamanla öğrenirler “sosyal olmak” adına düşüncelerini gizlemeyi, başkalarını kızdırmamak ya da incitmemek için susmayı, elde etmek istediği şeyler için inanmadığı sözcükler kurmayı. Yani kızgınken susmayı, üzgünken neşeli görünmeyi, korkarken güçlü görünmeyi büyüklerden öğrenerek büyürler. Duygularını gerçekten yaşama ve ifade etme izinleri yoktur, “korkmasın, ağlamasın, üzülmesin” diye çırpınan büyükler sayesinde gerçek tepkilerini vermemeyi öğrenirler. 
Oysa çocukları gerçekten dinlediğinizde, iç dünyalarındaki berraklık, sadelik ve incelikten öğreneceğimiz çok şey var! Biz de bir zamanlar benzer tepkileri veriyorduk, her anını hatırlamasak da çocukluğumuzda  biz de dürüst ve açık davranabiliyorduk! Ama bu davranışlar “ayıp, sus, her yerde öyle konuşulmaz, öğretmene karşı gelinmez, büyükler daha iyi bilir” denilerek durduruldu! Kendimize güvenmemeyi öğrendik, içimize atmak gerektiğini ve problem çıkarmamak gerektiğini, hata yapmamak gerektiğini, istemesek de razı olmak gerektiğini, alemin akıllısı olmamak gerektiğini! 
İşte, içi dışı birken içine atmayı, öfkesini, üzüntüsünü paylaşmamayı öğrenmek zorunda kalan çocuklar, büyüyüp güçlendiklerinde, ağızlarına geleni söyleyen, kontrolsüz kişilere dönüşebiliyorlar. Doğru ve güzel şeyler isterken bile sert ve kaba, incitici olabiliyorlar. Bunu da “ne yani, yalan mı söyleyelim, doğruya doğru!” diye savunuyorlar. Ama karşılarındaki kişileri incittiklerini ayırdedemiyorlar. Bu yüzden de sosyal yaşamda da özel ilişkilerinde de  yanlış anlaşılıyor, güçlük çekiyorlar.
Çocuklarımıza düşünce ve duygularını açıkça söylemekte örnek olalım, “bir şey yokmuş gibi” davranmayalım. Ama başkalarını da önemsemeyi öğretelim. “ben gerçeği söylüyorum, siz yalancı ve ikiyüzlüsünüz” dediğinizde belki “doğruyu” söylüyorsunuz ama sonuç alabiliyor musunuz? Amacınız davranışı değiştirmek mi yoksa kendinizi haklı çıkarmak mı? Eğer olumlu bir değişim istiyorsanız, “benim içim dışım bir arkadaş” diye övünmekle yetinmeyip, “nasıl daha etkili anlatabilirim” diye çabalamanız gerekir. 
Çocuklar çevredeki yetişkinlerin deyim yerindeyse “gözünün içine” bakarlar. Siz de onlara bakın ve hem  içi dışı bir hem de nazik bir olun. Sorunlarının farkında olmak  ve  birlikte çözebilmek için başka çaremiz yoktur çünkü. 

Duvar gibi no-frost duruşu, esbel kader başımıza bu geldi.
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 769