SON DAKİKA

Pazaryeri taşınıyor mu?          Karasu Ortaokulu 56 Mezunları iftarda buluştu          Karasu TEOG'da il ikincisi oldu          CHP'nin iptal başvurusu reddedildi          İzinsiz kazıya suçüstü          Eyüp Bey Karasu'yu çok sevdi!          Selçuk Kadı anıldı          Selçuk Kadı'yı anıyoruz          Anket         


Bugün: 22.04.2018

KENDİNİZE GELİN...


     Gazeteler, dergiler, televizyon kanalları, internet siteleri 15 Temmuz 2016`da başlayan  “demokrasi” sürecini işlemeye, yorumlar, bilgilendirmeler, değerlendirmeler ve tahminlerle halkımızı “aydınlatmaya” devam ediyorlar. 
Demokrasi ve aydınlatma sözcüklerini tırnak içinde yazdım. Çünkü her iki sözcüğü de gerçek anlamlarına uygun olarak değil, istediğimiz gibi kullandığımızı düşünüyorum. Demokrasi, esasen tüm yurttaşların eşitlik ve birliğinin vurgulandığı bir sistemi anlatır, halkın kendi kendini yönetmesi demektir. Yani yalnızca darbelere karşı olmak değildir. Demokratik ülkelerde sorunlar, önceden belirlenmiş bulunan hukuk kurallarına bağlı kalınarak çözülür. Hukuka, insan hak ve özgürlüklerine aykırı her davranış önceden belirlenmiş olan cezalarla karşılaşır. Buralarda “kafa-kol ilişkisi” işlemez. Yani kimse kuralları çiğnemez, çiğneyenlere göz yummaz. “Gelen ağam, giden paşam” demez.  “Elle gelen düğün bayram” deyip bir kenara çekilmez…
Yani, demokrasi sözcüğünü çok kullanınca ve kullanan kişi sayısı çok olunca, demokratik bir ülke olamayacağız maalesef. Bunun bazı zorunlulukları var.
Örneğin, aile içinde demokratik bir işleyiş yoksa, çocuklar kendilerine değer verilen, karar alma süreçle-rinde yer aldıkları, hoşlanmadıkla-rında hayır diyebilecekleri bir aılede büyümüyorlarsa, demokrat kişilik oluşturmakta zorluk çekiyorlar. Otoriteye koşulsuz boyun eğmek gerektiğine inanarak büyürlerse, gittikleri okulda da, başladıkları işte de hep emirlere koşulsuz boyun eğiyorlar. Tuttukları partiyi ve yöneticilerini hiç eleştirmiyorlar. Toplumsal sorunlarda etliye sütlüye karışmamayı tercih ediyorlar.
   Bakınız, şimdilerde askeri okullarda uğradıkları psikolojik baskı ve taciz nedeniyle okulların-dan ayrılmak zorunda kalan genç subayların öyküleri çıkıyor ortaya. Bu çocuklar bu haksızlıklara uğrar-ken dertlerini anlatabilecekleri hiç aklı başında bir komutan yok muy-du acaba? Yoksa, onlar da, “disip-lin” adına haksızlıklara göz yum-mayı mı tercih etmişlerdi?  Demem o ki, demokrasi iyi hoş da, ortalıkta görünmüyor. Eğer görünseydi, “kandırılarak da olsa” ülkenin başı-na bu belaları saranlar sorumluluk-larını üstlenir, önce kendilerini ce-zalandırırdı. Hukuk devletinde kim olduğunuza göre değil, ne yaptığı-nıza göre hüküm verilir çünkü.
   Sevgili anne-babalar, sizleri  çocuklarınızın  gelişimi ve eğitimi konusunda “kendinize gelmeye” davet ediyorum. Özenmeyi, çocuklarınızı yarıştırmayı bırakın. Onları  sağlam karakterli, kişisel ve ulusal bağımsızlıklarını sonuna kadar savunabilecek bir kişilikte büyütmek sizin göreviniz. Bilimin ve aklın aydınlığında yaşamayı  siz öğreteceksiniz. Bakın bakalım o zaman ülkemizin sürüklendiği felaketi cinlerin etkisiyle açıklamaya çalışan bir belediye başkanına ve benzerlerine oy veriyor mu çocuklarınız?
 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 516