SON DAKİKA

Pazaryeri taşınıyor mu?          Karasu Ortaokulu 56 Mezunları iftarda buluştu          Karasu TEOG'da il ikincisi oldu          CHP'nin iptal başvurusu reddedildi          İzinsiz kazıya suçüstü          Eyüp Bey Karasu'yu çok sevdi!          Selçuk Kadı anıldı          Selçuk Kadı'yı anıyoruz          Anket         


Bugün: 17.08.2018

KİMDEN ADAM OLUR


Okullarda yarıyıl tatili bitti, ikinci dönem başladı. Ortaokullardaki son sınıf öğrencileri nisanda girecekleri TOEG sınavına, lise son sınıf öğrencileri de martta girecekleri üniversite sınavına kilitlenmiş durumdalar. Merkezimize başvuran öğrenciler   ve aileleri , çaresizlik, gerginlik, korku, endişe gibi pek çok olumsuz duyguyla başa çıkmak için yardım istiyorlar. Çünkü başaramazlarsa, sadece bir bilgi sınavını değil, bir varlık-yokluk savaşını kaybedeceklerini hissediyorlar. Üniversiteye ya da liseye giriş için bir sıralamadan başka bir anlamı olmaması gereken bu sınavlar, kişilik ölçütü haline geldi ve başarının, yeterliliğin, değerli ve önemli biri olmanın eşiği oldu. 
Çevrenizdeki kişilere bakın, herkes akademik olarak çok mu başarılıydı çocukken? Daha yüksek notlar alanlar, daha iyi insanlar mı oldular? Okul birincileri, her yaptıkları işi birincilikle mi bitiriyorlar? Başarmak için yaşamak insanı ne hale sokuyor sizce? Yoksa, asıl yapılması gereken “yaşamayı” başarmak, yani kendimizi mutlu hissedebileceğimiz tercihler yapabilmeyi öğrenmek mi, ne dersiniz?
Gerçekte başarı nedir? Birilerinin sizi alkışlaması, “aferin” demesi mi yoksa, kendinize “aferin bana” diyebilmeniz mi?
Başarmakla tatmin olmak arasında fark vardır. Başarmak, “dıştan onaylanmak”; tatmin olmak ise, “içten onaylanmak” anlamına gelir. O halde gerçekte başarılı olabilmek, yaptığımız şeyden “tatmin olabilmek” demektir ve ölçütümüz de bu olmalıdır.  Ama biz hep “başkalarından daha başarılı” olmaya odaklanırız, çocuklarımıza başka çocukları örnek veririz, hiç yapmadıysak kendimizden örnek verdiğimiz, “ben senin yaşındayken” diye başlayan cümleler kurduğumuz olmuştur. 
En kötüsü de budur; “kıyaslamak”, yani çocuğumuzun kendini yetersiz ve değersiz, suçlu ve utanç içinde hissetmesi ihtimaline yol açmak… 
Bir düşünün,  bundan 10 yıl sonra, çocuklarınız bu günleri hatırladıklarında, neler hissedecekler? Sınava hazırlanırken bedenlerinde ve ruhlarında oluşan örselenmeleri nasıl onaracaklar? Yetişkin olduklarında da birilerini memnun etmek, başkalarından daha iyi olmak için neleri göze almak zorunda kalacaklar?
Çocuklarınızın, kendi kendini takdir eden, onaylanmayı ve alkışı başkasından beklemeyen insanlar olması için çabalayın. Yaptıklarını yeterli bulmuyorsanız bunu söyleyin ama “senden adam olmaz” demeyin. Sadece “yaptıklarını yeterli bulmadım, daha iyisini nasıl yapabileceğine bir bakalım mı” diyerek işbirliği önerin. Ama onun tüm varlığını etiketlemeyin. “Bu çocukta iş yok” diye yakınmayın. “Bu kafayla gidersen” diye başlayan cümleler kurmayın.  Umudu kesmeyin. Her insanın kendi yeteneklerine uygun başarılı olacağı konular vardır. 
Çevrenizde “adam olmuş” kişilere bakın, hepsi çocukken harika mıydılar? Kendinize, kendinize bakın, başarılı olmak için çocukken ne bedeller ödemeniz gerekti?
Çocukları rahatsız hissettirmeyin. Rahat bırakın… 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 710