SON DAKİKA

Pazaryeri taşınıyor mu?          Karasu Ortaokulu 56 Mezunları iftarda buluştu          Karasu TEOG'da il ikincisi oldu          CHP'nin iptal başvurusu reddedildi          İzinsiz kazıya suçüstü          Eyüp Bey Karasu'yu çok sevdi!          Selçuk Kadı anıldı          Selçuk Kadı'yı anıyoruz          Anket         


Bugün: 17.08.2018

NELERE KÖRSÜNÜZ?


Bu da geldi, bu da geçti! Şimdi, yerel seçimlerden önceki gibi devam ediyor hayatımız. Ama bir yandan da hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyoruz. Umarız herkes için daha  az şiddet, daha az haksızlık, daha çok adalet ve daha çok barışla geçer zaman…
Geçen haftaki yazımız, “herhangi bir kazanç için değerlerinizden vazgeçmeye değer mi” sorusuyla bitiyordu. Bu hafta size, bu konuyu işlediğim küçük bir öykümü paylaşmak istiyorum. 
KİM KÖRDÜ?
Hiç kör tanımamıştım. Uzaktan gördüklerimin dışında, birebir tanıştığım bir kör olmamıştı yani. O gün, bakanlıktaki toplantı bittiğinde birkaç  arkadaş ayaküstü sohbet ettik. Beni Alper`le tanıştırdılar. Benden daha genç, aydınlık yüzlü biriydi. Konuşurken doğrudan gözlerime gözlerime bakışı ilginç geldiyse de, bir manaya yormadım. Ayrılma vakti geldiğinde, Alper de Kızılay`a gittiğini söyleyince beraberce yürüyecek olduk. İşte o anda, Alper elini cebine atıp, beyaz bastonunu çıkardı. O anda anladım görmediğini. Yardım edeyim dedim, kolundan tutmak istedim, “ben sizin kolunuza  girersem daha rahat yürürüm” dedi, peki dedim. Yürüdük, binanın dışına çıkıp az ilerdeki dolmuşa bindik. Kızılay`da indik. Sakarya caddesine gidecekmiş, ben de oraya gidiyordum.  Bastonunu cebinden çıkarmadı, nasılsa ben vardım, koluma girdi ve yürümeye başladık. Birden kendimi dışarıdan gördüm: Kolumda genç bir adamla sokakta yürüyorum! Bizi böyle gören birinin, kör bir adamla dolaştığımı düşünmesine imkan yoktu! Ben, evli, çocuklu, avukat hanım, sokakta kocası olmayan bir adamla kolkola yürüyorum! Birisi görürse! Eşime söylerse! Söylemez de, kendi kendine bak kadının yaptığına derse! Kör olmayan herkes görebilir beni, kör olmayan ve beni tanıyan herkes, ne der, ne düşünür hakkımda! Eyvah, ne yaparım ben! Eşime ne anlatırım!
   Bir çare bulmalıydım! Alper`e, “şurdaki bir büroya uğramak zorunda olduğumu” söyledim, acaba kendi gidebilir miydi? “tabi, tabi” dedi, “ben giderim, siz işinizi halledin.” Kolumdan çıktı, cebinden bastonunu çıkardı, yürümeye başladı. Koşarcasına uzaklaştım. Kumrular sokak boyunca ilerledim. Nefes alamıyordum. Kızgınlığım ateş gibi boğazımı yakıyordu. Kendime, eşime, “herkes”e lanetler okudum! Daha fazla dayanamadım, geri döndüm, koştum, koştum. Alper`e yetiştim. “Kapalıymış” dedim, “öğlen arasında kapalıymış.” Kolumu uzattım, koluma girdi. Zafer kazanmış gibi gülümseyen yüzümü, iyi ki Alper görmedi. 
Kim kördü? Kendi var oluşuna gözünü kapayan ben mi, Alper mi? 
Bu öyküyü yazalı iki yıl olmuştur. Bugün yeniden paylaşmanın zamanı diye düşündüm. Biliyorum ki, kendi varoluşuna gözünü kapayan insanlar mutsuz olurlar. Niye herkes mutlu olmasın?
 Bunun için, kendinize sorun  sevgili okurlar, siz nelere körsünüz?

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1019