SON DAKİKA

Pazaryeri taşınıyor mu?          Karasu Ortaokulu 56 Mezunları iftarda buluştu          Karasu TEOG'da il ikincisi oldu          CHP'nin iptal başvurusu reddedildi          İzinsiz kazıya suçüstü          Eyüp Bey Karasu'yu çok sevdi!          Selçuk Kadı anıldı          Selçuk Kadı'yı anıyoruz          Anket         


Bugün: 21.08.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • SOMA: ÖLÜM, ACI, DAYANIŞMA…

SOMA: ÖLÜM, ACI, DAYANIŞMA…


“anahtar sözcük paylaşmaktır, vermek ya da almak değil…” (A. H. İzgören)

 

Ailenin önemini, en çok dar günümüzde hissederiz. Hastalık, ölüm, ayrılık, kaza, deprem, sel ya da maden kazası… Acı günlerde hemen kenetleniriz, nerde isek koşup geliriz ailemizin yanına. Soma’da olduğu gibi. 13 Mayıs günü Soma’daki maden ocağında yaşanan göçük felaketini duyunca, hepimiz büyük bir aile olduk. Kardeşlik, paylaşma, emek, eşitlik, kul hakkı, günah, sevap gibi değerleri sözde değil özde taşıyan herkes yürekten acı çekti, yürekten yardıma koştu. Ülkeyi yönetenler, yani “aile reisleri(!)” ise, evlatlarına yeterince sahip çıkamadılar, adil olamadılar, haklarını, canlarını, güvenliklerini umursadıklarını hissettiremediler. Yine aynı senaryo oynandı: Kaderinize razı olun, biz size ne dersek onu yapın, bizden iyi mi bileceksiniz, babanın lafını dinlemeyen tokadı yer!

Aile olmak, sadece aynı evde birlikte yaşamak değildir. Ailenin önemli bir görevi, aile bireylerinin güvenlik, kendini değerli hissetme ve varlığının onaylanması gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Ebeveynlerin davranış ve tutumları, çocuğun davranış ve tutumlarına kaynaklık eder. Çocuk birebir annesi ve babası gibi davranmaz ama hayata bakışı ve yaşamı anlamlandırışı, içinde bulunduğu çevreye bağlı olur. Yani siz çocuklarınızı azarlar veya aralarında ayrım yaparsanız, kendilerini değersiz hissederek olumsuz benlik algısı geliştirebilirler. Bunun sonucunda ya “ben nasılsa beceremem” diyen silik, ezik davranışlı, ya “ne yaparsam yapayım yaranamam zaten” diyen aldırmaz ve bencil  ya da “gücümü herkese göstereceğim” diyen hırslı ve saldırgan biri çıkabilir karşımıza. Kısaca, çocuğun ruh sağlığı ve kişilik gelişimi, ailenin sağlığına bağlıdır. Zorlu durumlarla karşılaşıldığında, ailedeki yetişkinler çocukları fiziksel ve ruhsal yönden korumak zorundadır. Çocuklar somut bilgiler isterler, gerçeği merak ederler. Onlara basit açıklamalar yapabilirsiniz ve her zaman onların yanında olacağınızı vurgulayarak güvende hissetmelerini sağlayabilirsiniz. Çocukları “adam yerine” koyduğunuzda, işlerin daha iyiye gideceğini göreceksiniz.

Çocuklarınıza özenin. Özenin ki, büyüdüklerinde onlar da başka insanlara özenle, saygıyla yaklaşsınlar. Kimseyi tekmelemesinler, kimseyi tokatla adam etmeye kalkmasınlar, kimsenin hayatını değersiz görmesinler.

Ben böyle davranan yetişkinleri gördüğümde düşünüyorum: Bu öfkeyi biriktirmek için çocukluklarında nelere maruz kaldılar acaba? Kim onları böyle kindar, böyle saldırgan, böyle acımasız ve aslında iç dünyalarında korkak, kompleksli olacak kadar incitti? Bir yetişkin olarak, çevresel olanaklarına rağmen neden hırçın bir çocuk olmaktan öteye gidemiyorlar?

Eğer soru sormaya başlarsak, cevaplarını buluruz. Asıl tehlike, hiç sorgulamadan yaşamaya devam etmektir. Şimdi kendinize sorun: Çocuklarınıza sevginizi, güveninizi, onlara verdiğiniz değeri hissetmelerini sağlıyor musunuz? Bunu nasıl yapıyorsunuz? Daha iyisini nasıl yaparsınız?

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1802