SON DAKİKA

Pazaryeri taşınıyor mu?          Karasu Ortaokulu 56 Mezunları iftarda buluştu          Karasu TEOG'da il ikincisi oldu          CHP'nin iptal başvurusu reddedildi          İzinsiz kazıya suçüstü          Eyüp Bey Karasu'yu çok sevdi!          Selçuk Kadı anıldı          Selçuk Kadı'yı anıyoruz          Anket         


Bugün: 19.10.2018

DENİZDE KIRK YIL


  1975 senesinde merhum Hüsamettin Kaçar ağabe-yimizin işçiliğini yaptığı ağaç kayık ile denize çık-maya başladım. İlk zaman-lar motorsuz, ancak iki çift kürekle idare edilen bu tekne, istavrit ve palamut çaparilerini kullandığım, yatı ağlarını serip kaldırdığım, küçük fakat güzel bir araçtı.
  Hafif dalgalı havalarda, ikinci çatlak ya da topuk dediğimiz, şu anda dalga-kıranların bulunduğu yerden denize çıkmak veya karaya ulaşmak, ayrı bir maceraydı.
  Avukat Atamer Nuhoğlu, Dava Vekili Hasan Birol ile unutulmaz dostluklarımız ve balıkçılığımız oldu. İkisi de rahmetli oldu. Allah rahmet eylesin mekânları cennet olsun.
  1977 senesinde çok dalgalı bir havada çıktığımız denizde kayığımız battı. Yaklaşık 150 metre mesafeyi birbirimize destek vererek yüzdük ve karaya çıktık. Bir saat sonra da kayığımız kıyıya geldi. Suyunu boşaltarak hiç zarar görmeden kıyıya aldık. Bu tekne bize tam 25 yıl hizmet verdi.
  Hayatımın en güzel yıllarını bu cefakâr kayık ile yaşadım.
  Olta ve çapari bağlamayı Şevket Köroğlu`ndan öğrendim. Ona da Allah`tan rahmet diliyorum. Ondan öğrendiklerimi, daha sonra “su ürünleri kolu” olarak, Kimya Öğretmenliği yaptığım Karasu Lisesi`nde, öğrencilerimle paylaştım. Su ürünleri kolunda çapari bağlamayı öğrenen öğrencilerimin bir kısmı, sonraki yıllarda balıkçılığı, uğraş alanlarına kattılar.
  1970`li yıllarda Karadeniz`de yakaladığımız en gözde balık kofana`ydı.(lüfer`in 1250–2500) gram ağırlığında olanı) 1990`lı yılların başında ortadan tamamen kayboldu.
Torik(palamut`un 2-4kg ağır-lığında olanı) bu gün de ya-kalanabiliyor. Ancak, lüferin 0,5-1 kg ağırlığında olanını dahi, balıkçı tezgahlarında görmek mümkün olmuyor. 
  Son yayınlanan tebliğe göre avlanması gereken en küçük lüfer boyu18 cm. Bunu da ayrıca düşünmemiz gerekiyor.
  30–40 yıl önce, yaz mevsi-minde Sakarya ağzında kaşık oltası ile lüfer avcılığı yapı-lırdı. Bu durum çok büyük bir keyifti. Mayıs ayında Kara-deniz`e gelen lüfer, bol yem bulduğu Sakarya önünü, uzun süre av verecek şekilde beklerdi.
  Kalkan, Kötek(minekop) ve kırlangıç balığı da ağlara bol miktarda takılırdı. Stok mik-tarları maalesef oldukça azaldı. 
  1980 li yılların başında Kara-deniz`de çok büyük miktarda palamut ve lüfer bolluğu ya-şadık. Yatıya atılan ağlar lü-fer ile dolar ve temizlemede güçlük yaşardık.
  Karadeniz`deki balık cinsi ve stokunun azalmasında, nehirler üzerine kurulan HES`lerin rolünün, çok büyük olduğu kanısındayım. Nesli tükenen ve yavru bırakarak üretmeye çalıştığımız Mersin Balıklarının sonunu getiren de yine nehirler üzerine kurulan barajlardır.
  40 yıl içerisinde, ne denizdeki balıkları ne de kıyıdaki kumsalı koruyamadık. Hem karada hem de denizde çok güzel değerlerimizi kaybettik. 
  
    

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 753