SON DAKİKA

Pazaryeri taşınıyor mu?          Karasu Ortaokulu 56 Mezunları iftarda buluştu          Karasu TEOG'da il ikincisi oldu          CHP'nin iptal başvurusu reddedildi          İzinsiz kazıya suçüstü          Eyüp Bey Karasu'yu çok sevdi!          Selçuk Kadı anıldı          Selçuk Kadı'yı anıyoruz          Anket         


Bugün: 23.10.2018

PAŞA HAZRETLERİ

ANILARLA ATATÜRK

         Yıl 1935… Bir Akdeniz seyahatinde aniden Alanya’ya çıktı.  Kaymakam orta yaşlı, mülkiye müfettişliğine veya valiliğine tayinin bekleyen, tecrübeli bir idareciydi. Hazır cevap ve zarifti. Mülki ve askeri kadro ile konuşmaktan zevk alan Atatürk, Kaymakamı sevdi ve masasın davet etti.

         Kanunların ve bilhassa kurmaya çalıştığı sistemle alakalı kanunların tatbikinde ne kadar hassas olduğunu bir an unutan kaymakam bir mevzu üzerinde açıklamalarda bulunurken:,

         “-  Paşa Hazretleri “ tabirini kullanınca Ata’nın Kaşları çatıldı:

         “-  Siz, BEY, EFENDİ, PAŞA gibi lakapların kanunla kaldırıldığını bilmesi şart insanların başındasınız. Nasıl olur da bana böyle hitap edersiniz? Bakınız, şu yanımdaki zatların çoğu milletvekilidir, yarın gider de İçişleri Bakanına:

          “- Sizin Alanya Kaymakamı kanununu hiçe sayarak PAŞA HAZRETLERİ, hem de Cumhurbaşkanına PAŞA HAZRETLERİ diyor.” Derlerse ne cevap vereceksiniz?

          Kaymakam bir an tereddüt etti ve sordu:

          “- Saygıdeğer Cumhurbaşkanım…  Yüce kişiliğinize nasıl hitap edeyim PAŞA HAZRETLERİ?

          Ve anlaşılan her şeyi göze alarak şunları söyledi:

          “-  Paşaların Paşası… Bu millet, tazim, terkim, tebcil duyduğu müstesna evlatlarına  PAŞA der, Anneler çocuklarının bu mertebe niyazı içinde sallar. Asırlardır bu böyledir. Siz,  tarih  yapmış adamsınız. Bırakınız da benim neslim bu ecdat yolunda gitsin. Bizden sonrakiler de nasıl olsa kanunların yoğurduğu kuşak olacak. Beni bağışlayınız  PAŞA HAZRETLERİ Kim sizden çok bu hürmet tabirine layıktır?

          Atatürk’ün gözleri dolmuştu. Başını çevirdi, mevzuyu değiştirdi.

          Ankara’ya geldiğinde İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’dan  kaymakamın sicil dosyasını istedi, gördü ki, kayınpederi, kendisine kumandanlık  etmiş bir PAŞA’dır!...                     

                                                     BENSİZ OLUR MU?

 

          O hain günler için şifasız Siroz hastalığına müptela olduğu anlaşılmıştı. Yanındakiler alkol almasına mümkün olduğu kadar mani olamaya çalışıyorlardı.

          Birgün, yine böyle bir çaba sırasında, çok değer verdiği ve hayatta olamayan  eski bir dostunun yaşlı refikası hanımefendi, akşam yemeğinin misafirleri arasında olmanın hususiyeti ile ve sofra normal düzenine göre hazırlanmışken yerinden kalktı.  Şam’da Mustafa Kemal genç bir subay olarak bulunurken kendi evlerinde  misafir olduğu günlerde kocası ile kullandığı kristal takımda mini bir kadehi çantadan çıkardı, içi dolu takdim etti:

           “- Alkol almakta direnirseniz önce bunu dudaklarınıza değdiriniz: İçindeki karşınızdaki kıdemli dostunuzun gerçek gözyaşlarıdır. Bir ferdi olarak, sağlığınıza gözyaşı döken bütün milletimizi temsil ediyor.”

           Sofradakiler donup kalmışlardı. Atatürk çok içlenmişti: Gözleri dolu dolu idi. Gülümsedi, ama hemen cevap buldu:

      “- Olamaz, dedi. Çünkü içinde benim gözyaşım yok.. Bu milletin acısı da, sevinci de bensiz olur mu?...

 

Kaynak: Mine SELİMBEYOĞLU(Anılarla Atatürk) s:10-15 Cemal Kutay-“ATATÜRK BUGÜN OLSAYDI” adlı kitaptan alıntı.

 

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 171