SON DAKİKA

Pazaryeri taşınıyor mu?          Karasu Ortaokulu 56 Mezunları iftarda buluştu          Karasu TEOG'da il ikincisi oldu          CHP'nin iptal başvurusu reddedildi          İzinsiz kazıya suçüstü          Eyüp Bey Karasu'yu çok sevdi!          Selçuk Kadı anıldı          Selçuk Kadı'yı anıyoruz          Anket         


Bugün: 23.06.2018

ÜÇ İNEK HASRETİ


ANILARLA  ATATÜRK

 

 ÜÇ  İNEK  HASRETİ

 

   Korkunç bir kış günü…  Atatürk sabaha karşı şu emri verir: “Bu kış kıyamette memleketin ne halde olduğunu  görmek  isterim. Otomobille görmeye çıkacağız.”

Bugüne kadar zaten yetersiz, bakımsız olan yollar kapalıydı, buna rağmen Kırşehir’e doğru hareket edildi.

     Öndeki askeri vasıta dahi karlara saplanıyor, Ata’nın arabası zaman zaman kendisi de inerek çekiliyordu. Bir tepe aşılıyordu ki, tek başına bir köylünün gocuğu içinde telaşlı telaşlı koştuğu görüldü, çağırttı, sordu:

   “Bu havada dağ başında ne arıyorsun?”

                  “- İneğim kayboldu paşam.”

                  “- Seni kurtlar yer bu havada”

                  “- İneğimi yedilerse ko beni de yesinler.”

                  “- İneğin kaç lira kıymetindeydi?”

                  “- Eh elli altmış kağıt ederdi.”

     Gazi yaverine emretti:

                 “- Bu vatandaşa yüz lira verin, otomobile de alın.”                       

     Köylü karşı çıktı:

                  “- Sana rastlamak benim talihimdir, ama yine de kendi  ineğimi ararım. Verdiğin yüz lira ile iki inek alacağım, 

     benimkini de eder üç… Bu benim düşümdü. Sana  rastlayan bahtlı adamın üç ineği olması çok mu?”

                Yollarına devam ederken yanındaki içişleri bakanı Şükrü Kaya’ya döndü.

                “- Üç ineği donma karşılığı düş edinmiş bir köylünün savaşı ile bizim savaşımız aynı değil mi? Bizlerin sırtı yere 

     gelir mi? Ben tüm gücümü  bu insanlardan alıyorum….  Diyerek yollarına devam ettiler.

 

                                                                                              KAMÇISIZ İDARE

               Zaferden sonra İzmir’de Uşşaki Zade Muammer Beyefendinin kızı Latife Hanımefendi  ile  evlendiği  ilk günler ve         

     Göztepe’deki  köşk…

               Belki, Büyük Taarruzun dayanılmaz yorgunluğu, belki ülkenin önündeki yığın yığın çetin işler yüzünden

     uyuyamıyordu.

               Böyle bir gecenin ileri saatlerinde refikasına dedi ki:

               “- Latife… ben şimdi atlı bir tramvaya binmek istiyorum!...”

     Gündüz böyle bir arzusunun yerine getirilemeyeceğini bilen zeki kadın dudaklarında tebessüm, telefonla ilgilileri  

     aradı. Yarım saat sonra atlı tramvay hazırdı. Sürücüsü kamçısını şaklattı ve atlar yol almaya başladılar. Mustafa Kemal

     sordu:

              “- Sen atları kamçı ile mi idare edersin?”

              “- Tabii paşam kamçısız idare edilir mi?”

     Ani kararla sürücünün yerini aldı:

              “- Ver sen şu dizginleri bana… Bir deneyelim…”

     Ve atlar, kamçısız dizginlerin hareketi ile daha hızlı gitmeye başladılar. Atatürk, en tecrübeli, yaşlılardan tercih edilmiş   

     sürücüye muhabbetle baktı, gülümsedi:

              “- Ben de senin gibi idareciyim. Ben de yüzlerce insanı idare ettim, onları ölüme giden yola seve seve sevkettim.

     Fakat  bir tanesine kamçı kullanmadım.”

              Latife Hanım:

              “- Paşam…  Ben de biletçi olsam.”

              “- İyi olur … Borcumuzu ödemeliyiz. Yalnız beni fazla lafa tutma. Kamçısız tramvay idare ediyorum!...”            

 

          

  

 

 

Kaynak: Mine Selimbeyoğlu(Anılarla Atatürk)s:7-8  Cemal Kutay-“ATATÜRK BUGÜN OLSAYDI” adlı kitaptan alıntı

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 153