Gençlik Marşı

Atatürk’ün en sevdiği marşın gençlik marşı olduğunu hepimiz biliyoruz. Acaba

Atatürk bu marşı ilk defa nerede ve kimlere söylemişti diye merak ettiğimde bu çok güzel öyküyle karşılaştım.

Gelin 19 Mayıs 1919’a gidelim. Atatürk’ün bu marşı ilk söyleyiş hikayesini bu hikayenin kahramanlarından biri olan Dr. İbrahim Tali’den dinleyelim.

“19 Mayıs’ta Samsun’a çıktıktan sonra oradan Havza’ya geçecektik. Altımızda

Birinci Dünya Savaşından kalma çok eski Benz marka bir araba vardı, yaşlı şoförümüz de Türk değildi. Yola çıktık. Yol diye bir şey yok, yeni yağmur yağmış her yer çamur içinde. Araba ikide bir tekliyor, duruyor. Biraz sonra beklenen oldu, korktuğumuz başımıza geldi, araba tamamen durdu. 38 yaşında yerinde duramayan, heyecanlı ve atak bir komutanın hareket canlılığını ve sabırsızlığını tahmin bile edemezsiniz. Arabadan atladı, sinirlendi, kendisi arabayı çalıştırmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Ben Dr. Refik ve Kazım Dirik bir kenarda oturuyorduk. Doğrusu tamire çalışmasına hem seviniyor, hem üzülüyorduk. İçimizden geçeni anlamış gibi bize baktı ve “Göreceksiniz on sene sonra kendi yaptığımız yollarda, Türk şoförleri bizi istediğimiz yere götürüyor olacaklar” dedi. Biz sustuk. İçimizden geçenleri ne olduğunu bilmem anlatmam lazım mı? Düşman ülkeyi ele geçirmiş yıl 1919 savaştayız, ne olacağımız daha hiç belli değil Mustafa Kemal 10 yıl sonrasından bahsediyor… bıyık altından gülümsememizi hiç unutmuyorum.

Mustafa Kemal havzaya gitmenin yollarını ararken birden bana döndü “Doktor Havza’ya kadar yürüyebilir misin?” dedi, nihayet yarım saat mesafedeki köye gidip oradan bir araç sağlamayı kararlaştırarak yola çıktığımızda bize “size yorulmamanız için bir çare tavsiye edeceğim. Siz dağ başını duman almış marşını bilir misiniz” diye sordu. İtiraf edeyim bu marşın adını ilk defa duyuyordum.” O zaman ben söyleyeyim siz arkamdan tekrar edin” dedi. Kendi dinç ve gür sesiyle marşı söylemeye başladı.

“Güneş ufuktan şimdi doğar, yürüyelim arkadaşlar” marşı öyle bir coşkuyla söylüyordu ki inanın ümitsizliğimizden, yorgunluğumuzdan eser kalmamıştı.

Sanki önümüzde bir ufuk, ufukta bir güneş vardı ve biz bu ufka doğru kararlı adımlarla yürüyorduk. Dağlara, kuşlara ağaçlara, gökyüzüne bakıyor bu güzellikler asla yabancılara teslim edilemez kararlılığımızı arttırdıkça arttırıyorduk. Güneş bir gün ufuktan doğar diye haykırıyorduk. İşte ben bu marşı Atatürk’ün ağzından ilk defa Havza yolunda dinleyen bahtiyarlardan birisiyim”

Şimdi aynı olayda yanlarında olan Kazım Dirik’e verelim sözü “Mustafa Kemal hırsla bize dönüp “ 10 yıl sonra göreceksiniz kendi yaptığımız yollarda Türk şoförlerle istediğimiz yere gideceğiz” demişti ya. Aradan 10 sene geçmişti.

Atatürk Diyarbakır’a teftişe geliyordu. Ben kendisini karşılayanlar arasındaydım.

Birden Atatürk arabasını benim önümde durdurdu ve arabayı, yolu ve şoförü göstererek “ Ben vaadimi yerine getirdim” demez mi ?“

Hangi vaadini yerine getirmedin ki Paşam. Ya bizim sana verdiğimiz sözler… İşte bence 19 Mayıslar hepimizin bunun hesabını yaptığımız günler olmalıdır…

Bu Atatürk’ün bu marşı ilk söyleyişiydi, ya bu marşı son dinleyişi…

1938 yılı 29 Ekim Cumhuriyet Bayramının 15. Yıldönümü. Atatürk

Dolmabahçe’de yatağında yatmaktadır. Bir aralık pencereden odasına bol bir ışık akseder. Her tarafı ışıkla donatılmış bir Boğaziçi vapuru rıhtıma sürtecek kadar yanaşmıştır. Atatürk yavaşça yatağında doğrularak “ne var “ diye sorar.

“Gençler tebrike gelmişler” cevabını alınca koluna girilerek pencerenin önüne gider. Onu pencerede gören gençler en kuvvetli sesleriyle “dağ başını” marşını söylemeye başlarlar. Bitkinde olsa zeka ve iradesinin ışıltısının hiç kaybolmadığı gözleri nemlenir ve eliyle gençleri selamlayarak gençler duyacakmış gibi “Bu bayramlar ve yarınlar sizindir, güle güle çocuklar diyerek ölüme inat ayağa kalkarak selamladığı Cumhuriyeti, içinde istikbale ait kelimelerin, gayelerin, hedeflerin olmasından dolayı çok sevdiği bu marşı söyleyen gençliğe emanet eder.

Atatürk’ün başka nerelerde bu marşı söylediğine bakalım. Atatürk’ü, Ankara halkevinde Gaziantepliler gecesinde bu marşı söyletir ve söylerken görürüz.

Kendisine şahsen pek hayran olan Afgan Harbiye Nazırı Sultan Mahmut Hanla beraber Ankara yakınlarında dolaşırken, askeri misafirlerine bulundukları yerlerdeki cereyan etmiş askeri olayları açıklamaktan hoşlanan Atatürk meşhur

Ankara savaşını anlattıktan sonra arabaya bindiklerinde güzel havayı içine çekerek yavaş sesle yine bu marşı söylemektedir.

Yine Sabiha Gökçen’le birlikte otomobille çiftlik yolunda giderken birden arabayı durdurur, iner, yürümeye başlar ve yanında duran Cevat Abbas’a “Cevat hani Anadolu’ya ilk çıktığımızda seninle bir marş söylerdik, hadi gene onu söyleyelim. Hem söyleyelim, hem yürüyelim” diyerek “dağ başını duman almış “diye marşı söylemeye başlar.

1937 yılında Atatürk halkevinde gençlere bir konuşma yapacaktır. Bursalı gençler Atatürk’ü “ dağ başını” söyleyerek karşılarlar bunun üzerine Atatürk”

Anadolu yollarında ilerlerken hep sizin biraz önce söylediğiniz marşı söylerdim.

Ben Türk ufuklarında bir gün er geç güneşin doğacağına, bizi ısıtacağına, bize güç vereceğine o kadar emindim ki bunu adeta gözlerimle görüyordum. O marşı okumaktaki maksadım kaygı ve korku havasını kaldırarak, umut ve azim vermekti” der.

Atatürk balkan devletlerinin kaynaşmasını sağlamak amaçlı bir festival hazırlatmıştır. Karadeniz kıyılarından gelenlerin oyunlarını izler ve “19 Mayıs

1919’u hatırladığını, “dağ başını “ marşını Samsun’dan Ankara’ya gelirken nasıl söylediklerini orada bulunanlara anlatır. Gazi daha sonra yabancılarında bulunduğu bir festivalde yurdun dört bir yanından gelen gençlere bu marşı söyleterek 1919 tarihini hatırlatır. Çünkü müstakil bir yurt sahibi olarak balkan devletlerini bu şekilde misafir edebilmenin ancak o çetin günlerin milli zaferle sonuçlanması ile mümkün olabildiğini hatırlatır

“Güneş ufuktan şimdi doğar” mısrası ile Atatürk’ün gençlere hitaben

Söylediği “Şu karşınızdaki ufka bakın , fakat bu ufuktan ötesini görmeye çalışın” sözlerinde ki anlamı ortaya çıkaracak şifreyi taşımakta olan bu marşı zaman zaman, çok enderde olsa yabancı, izci, çocuk gibi kavramlarla zedelemeye çalışarak saptırmaya çalışanların bu marşın asıl ruhunu ve anlamını kaçırdıkları kesin.

Ama 19 Mayıs’la başlayan yolculukta onlar Kurtuluşun Savaşını verdiler, karanlıkları yırtarak ufukta güneşin doğmasını sağladılar. Aslında savaşlar hiç bitmedi ki bizler şimdi Atatürk’ün asıl savaşım dediği uygarlık savaşının içinde değil miyiz?

Yine ara ara umutsuzluklarımız, karanlıklarımız var. Ama bizlerde uygarlık hedefine doğru aynı kararlılıkla yürüyerek yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğma borcumuzu onlara ödemeliyiz.

O zaman bundan sonra her  19 Mayıs günü , Türkiye’nin en büyük korosunu oluşturarak durmadan ilerlememizi , gümüş derenin durmadan akan gücüne güç katmamızı, uygarlık güneşinin doğmasını sağlamak adına yürüyüş rotamızı çizmemizi, ülkemizin güzelliklerine seslenmemizi sağlayan, Atamızın en sevdiği bu marşı sağlıklı, can cana, yan yana olacağımız günlerin çok yakın olduğu inancıyla büyük bir coşku ve inançla balkonlarımızdan haykırmaya ne dersiniz?

Belçika'nın Ankara Büyükelçisini sözüyle noktalamak istiyorum "Ben Ankara'da iken daima güneşe bakardım. Ama güneşi ufukta değil Çankaya'da görürdüm... Çünkü asil güneş Çankaya'da ki Atatürk denilen güneşti"

İLKNUR GÜNTÜRKÜN KALIPÇI

YORUM EKLE