'-PKK'lı mısın?' '-Hayır Ankaralıyım!'

“Hukuk reformu yapacağız” açıklamaları bana ‘18 yılın sonunda istiflenen kirli dosyaları temizleme’ telaşı olarak gözüktü.

'-PKK'lı mısın?' '-Hayır Ankaralıyım!'
banner189

   Türkiye’de her ara dönem sonrası yazarlar ve çizerlere çok iş düşer. Dönem tanıklıkları incelemelere, araştırmalara, tiyatro eserlerine, film senaryolarına mükemmel malzemelerdir.

   Geçtiğimiz hafta, ülkemizi yönetenlerin “Hukuk reformu yapacağız” açıklamaları bana ‘18 yılın sonunda istiflenen kirli dosyaları temizleme’ telaşı olarak gözüktü.     

   Sonra, ne demekti hukukta reform? Biz ekonomide, dış politikada vs. olduğu gibi hukukta da Avrupa’ya hatta dünyaya örnek değil miydik?

   Topa son birkaç yıldır kendi alanını ilgilendiren hukuksuzlukları adeta ‘elleri cebinde gözü bulutlarda ıslık çalma edasıyla’ izler durumdaki Sayın Adalet Bakanı da girince (Zat-ı Âlileri Kamu Baş Denetçisi eski Milli Görüşçü Şeref Malkoç’un damadı oluyorlar…) 1960’tan günümüze ara dönem arşivlerini öylesine taramaya karar verdim.

   Karşıma Ferhan Şensoy çıktı… 2008 veya 2009’da Şensoy’un ‘Çok Tuhaf Soruşturma’ adlı oyununu izlemiştim. Beyoğlu İstiklal Caddesi üzerindeki sahnenin gişesinden bilet alırken pasaj koridorunda oturan Tuncel Kurtiz’le de bir süre sohbet etmiştim.

   Oyun gerçek bir olayın mizahi anlatımıydı.

   Hikâyenin kahramanı Nevzat Pak isimli bir vatandaştı. Ferhan Şensoy yanına bir gazeteci olduğu halde Nevzat Pak’a başından geçenleri anlattırmış ve Çok Tuhaf Soruşturma’nın senaryosunu böyle yazmıştı.

   Oyunda tirajı komik bir sorgulama sahnesini hiç unutmuyorum. Polis şefin (Bülent Kayabaş) gasp zanlısı zanlıya sormuştu:

   “-PKK’lı mısın?”

   Zanlı oturduğu sandalyede geriye doğru kaykılıp umursamaz bir havada yanıt vermişti:

   “-Hayır, Ankaralıyım!”

  

   Burada bir nokta koyup sözü Nevzat Pak'ın Ferhan Şensoy’a anlattığı öyküsüne bırakayım:

   “Çok bunalmıştım. Burdur’da askerliğimi yaparken dağıtım yeri olan Siirt yerine Ankara’ya ailemin yanına gittim. 5-10 gün gezeyim dedim. 9 Kasım 1979’da otobüs terminaline gidiyordum. Yolda jandarmalar çevirdi. Asker kaçağı olduğum için yakalandım sanıyordum.

   Polis karakolunda ne işim var derken bana bir gasp olayına karıştığımı söylediler. Beni biriyle yüzleştirdiler. Gaspa uğrayan kişiymiş. O da ‘Evet benziyor’ dedi. Ben ‘Öyle bir şey yapmadım’ dedim, onlar ‘Biliyoruz o kişi sensin’ dediler.

   Sonra ‘Mahkemede reddedersin, imzala’ dediler. Önüme kâğıt, kalem bir de çay geldi. ‘Şuradan canının çektiği on tane suç yaz bakayım’ dedi komiser. Yediğim dayağı bir ben bilirim, bir de Allah. Kâğıdı imzalamak zorunda kaldım.

   Dediler ki, ‘Dört tane suç ortağı bul.’ Bu suçun esası dört kişiymiş meğer. ‘Ben kimi bulayım?’ dedim. Kemal Aslan en iyi arkadaşımdı. Aklıma başka kimse gelmedi. Onun adını verdim mecburen. Yoksa birini söyleyene kadar yine döveceklerdi. Onu da tutukladılar. Ama o az yattı. Suçu ben üzerime aldım. Yine de Kemal bana küstü. Bir daha konuşmadı. 24 yıl hapis cezası aldım. Geceleri ‘Allah’ım ben ne yaptım da böyle düştüm?’ diye ağlıyordum.

   Mart 1987’deki cezaevi anonsunu unutamıyorum. Beşiktaş - Dinoma Kiev maçı vardı televizyonda. Maçın 24. dakikasında, ‘Nevzat Pak müdüriyete’ diye anons yapıldı. Maç heyecanlıydı, gitmedim. Maç bitince çıktım müdürün yanına. Önce, niye hemen gelmedim diye kızdı. Sonra ‘Yarın tahliye olacaksın, hazırlan’ dedi. Şaka yapıyor sandım. İtiraz ettim. ‘Bir hata olmasın, benim daha yatacak günlerim var’ dedim.

   Müdür, ‘Kusura bakma. Bir yanlışlık olmuş. Karar Yargıtay’dan çıktı. Gerçek suçlular itiraf etmiş’ dedi. Donup kalmıştım. Koğuşa döndüm, arkadaşlarım niye çağırıldığımı sordu. Cevap bile veremedim. Hem ağladım hem de güldüm. Şaşkınlıktan koğuştaki arkadaşlarımla vedalaşamadım. Öleceğim aklıma gelirdi de hapishaneden çıkacağım gelmezdi.”

  

   Son dönemlerde hukukta yaşanan onca keyfi uygulamalara susup şimdi ‘hukuk reformcusu kahramanlığı’na soyunanlara hatırlatmış olmak adına buraya not düşüyorum:

   Yakın bir gelecekte çok sayıda Nevzat Pak hikâyesi, inceleme ve araştırmalara, senaryolara, filmlere, tiyatro oyunlarına malzeme olabilir. Okuyan ve izleyenler bazen üzülüp bazen acı acı güleceklerdir. Bunlara sebep olanların hayırla anılmayacağını bizler biliyoruz. Onlar da iyice bilsin!

  

Cihan Ersöz

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER